adigehaber
  Çerkes sorunu 1
 
 Çerkes Sorunu Yeniden Gözden Geçirilmeli

22 Mart 2011
Hapi Cevdet Yıldız

Geçtiğimiz yıl 21 Mayıs etkinliği kapsamında İstanbul'da Taksim'den Galatasaray'a,Rus Başkonsolosluğu'na doğru bir Çerkes yürüyüşü yapılmış va başarıyla tamamlanmıştı.Yürüyüşün amacı,1864 yılında Rus hükümeti tarafından Çerkeslere uygulanan yok etme/soykırım politikası ve 2014 Soçi Olimpiyadı konusunda Rus düzenleyicilerin sürdürdükleri sinsi ve ikiyüzlü tutumları kınamaktı.Bilindiği gibi 1864'te,Bağımsız bir ülke olan Çerkesya ,Karadeniz kıyıları ve gerisindeki bölgeleri kapsamak üzere,Rus ordusunca işgal altına alınmış,yerli nüfus son bireyine değin o yerlerden çıkarılarak,Osmanlı hükümeti ile işbirliği içinde ve süngü gücüyle gemilere doldurulup Türkiye'ye sürülmüştü.
Sözü edilen kıyı bölgesi Çerkeslerinin,yani Natuhay,Şapsığ,Vıbıh,Ciget ve Abzah topluluklarının toplam nüfusu 1 milyonun üzerindeydi.
Daha başka yollardan,Çerkesya’nın doğu yörelerinden Türkiye’ye gidip yerleşen Çerkes toplulukları da vardı-Besleneyler ve Kabardeyler gibi.
Çerkeslerin bir bölümü,1859 yılı ve öncesinde Rus yönetimine alınan Çerkesya’nın iç ya da doğu yörelerinde (şimdiki ‘Adıge’ ve ‘Karaçay-Çerkes’ yörelerinde) yaşıyordu.
Rus hükümetince boşaltılması kararı verilen kıyı bölgesi Çerkeslerinin küçük bir bölümü,zorunlu olarak yerlerinden ayrılıp Rus hükümetinin yerleşme izni verdiği doğu yörelerine (Kuban Irmağı boyundaki düzlüklere) göç edip eskilerden beri oralarda yaşayan ve Rusya uyruğu olan Çerkeslerin,yani Bjeduğ,K'emguy ve Kuban Kabardeylerinin bulunduğu yörelere yerleşmişti.
O zamanlar oraları sıtma yatağı ölüm tarlaları niteliğindeydiler.
Bu biçimde doğu yörelerine göç eden Kıyılı Çerkeslerin (Xı Uşo Us Adıgexer) sayısının 40 bin dolayında olabileceğini düşünüyoruz.Kuban yöresinde 1830'lardan ve 1859'dan beri Rusya yurttaşı olan 60 bin kadar Çerkes yaşıyordu.O sayıa 40 bin göçmen Çerkes'i de eklediğimizde,eski Bağımsız Adıge toprağında, 1864'te 100 bin dolayında bir Çerkes nüfusunun yaşamakta olduğunu düşünebiliriz.Rus verileri de 100 bin diyor.Oysa,bu sınırlar içinde,Bağımsız Adıge’de Rus komutanlığınca,1830’da casuslar eliyle yaptırılan bir araştırmaya göre, 1 milyonun üzerinde bir Adıge nüfusu bulunuyordu (1).
Bu sayıya,daha doğuda bulunan ve 1774'ten beri Rusya yönetiminde olan Kabardey yöresindeki Çerkes nüfusu katılmış değil.Bir zamanlar yüzbinleri bulan Kabardey Adıge nüfusu,kasıtlı veba salgını sonucu yok olmanın eşiğine gelmişti (Cani ruhlu General Yermolov’un,veba bulaştırılmış sincapları Kabardey ormanlarına bıraktırdığı,ardından yöreyi abluka ve karantinaya aldırdığı biliniyor).
Sorun,1864 sürgünleriyle de yatışmadı.Kuban yörelerinde birikmiş olan 100 bin Çerkes nüfus Rus yönetimince fazla ve tehlikeli bulundu.İkinci bir program uygulandı,huzursuz etme ve dış göçe zorlama politikaları gündeme sokuldu,özellikle 1880'lerde,çoğunluğu Karadeniz kıyılarından Kuban yöresine,daha doğrusu bugünkü Adıge Cumhuriyeti'nin bulunduğu yöreye göç ettirilenler olmak üzere,o zamanki Kuban oblastı (vilayeti) Çerkes nüfusunun yaklaşık yüzde 80'i de kafileler halinde Türkiye'ye göç ettirildi.Yöre adeta Çerkes nüfusundan boşaldı,1897 Rusya resmi nüfus sayımı rakamlarına göre,Çerkes sayısı 43 bine düşmüştü.Oysa 1864-1897 arası dönemde diğer Kuzey Kafkasya halklarının nüfusları en az iki kat artmıştı.
Sözü edilen sınırlar içinde,bugün,2002 nüfus sayımı rakamlarına göre, 200 bine yakın bir Çerkes nüfusu yaşıyordu.
Daha az baskı gören ve en doğuda bulunan Kabardey yöresi nüfusu ise,1864’teki 40 bin sayısından 2002’de 520 bin sayısına yükseldi.
Diğer Kuzey Kafkasya yörelerindeki genel nüfus artışı oranına göre,Kuban oblastındaki ya da şimdiki Krasnodar Kray,Adıge ve Karaçay-Çerkes regionlarındaki Çerkes nüfusu,ikinci kez göçe tabi tutulmasaydı ve normal bir artış yaşansaydı ,Çerkes nüfusu,bugünkü 190 bin yerine,en az 1 milyona ulaşmış olabilirdi.
Bu üzücü ve utandırıcı tablo,gelmiş geçmiş bütün Rus hükümetleri tarafından görmezlikten geliniyor ya da yadsınıyor.Onlara göre,Çerkesler "kendi istekleriyle" topraklarını bırakıp Türkiye'ye göç ettiler.Tabii ateşe verip yaktıkları binlerce Çerkes köyünden,katledip uçurumlardan attıkları ve vahşi hayvanlara parçalattıkları,denizde boğdurdukları Çerkeslerden söz edecek değiller ya...
 
***
2014 Soçi Olimpiyadı
Soçi'nin bulunduğu yöre,ilkin 1838'de kıyıya bir çıkartma yapan Rusların eline geçmiş,ardından Çerkesler tarafından geri alınmış,en son olarak da 25 Mart 1864'te Çerkeslerin elinden çıkıp yeniden Rusların eline geçmişti.Ruslar Soçi yerinde Navaginsk adlı bir kale kurmuşlardı.Kıyı boyunca daha başka kaleler de kurmuşlardı. Bütün bunlar tarihsel birer gerçektir.
İşin tuhaf yanı, Rusya Başbakanı Vladimir Putin,2014 Soçi Olimpiyadı tanıtımı nedeniyle,Olimpiyat Komitesi önünde yaptığı Soçi tarihi ile ilgili konuşmasında,Soçi'de Kolhidlerin,Greklerin ve Osmanlıların yaşadığını,yöreyi Osmanlılardan 'aldıklarını' söylemiştir.Yörenin egemen/yerli halkı olan Adıge/Çerkes adını ise ağzına almamıştır.
1829 Edirne Antlaşmasına göre,Osmanlı Devleti,Soçi yöresi de içinde, Çerkesya kıyıları üzerindeki hükümranlık (sahil denetimi) haklarından Rusya Devleti lehine olmak üzere vazgeçmişti.
Ancak,Edirne Antlaşması Çerkesler tarafından tanınmamış ve kağıt üzerinde kalmıştı.Anlaşılan Putin,Çerkes varlığını aradan çıkarmak için 1829 Edirne Antlaşması’na atıf yapmış olmalı.
Türkiye'deki ve dünyadaki genç Çerkesleri kızdıran şey de budur,Ruslarca uygulanan Çerkes soykırımı,etnik temizlik ve ülke dışı sürgün/deportasyon olaylarının gözlerden saklanmaya çalışılması ya da yalana dayanan politikalar sürdürülmek istenmesidir.
***
Çerkes bayrağı ve eski Adıge (Çerkesya)
Bugün dünyadaki bütün Çerkesler tarafından benimsenen ulusal bayrak,dün Bağımsız Adıge’de ya da Çerkesya’da dalgalandırılıyor,bağımsızlığı simgeliyordu,aynı bayrak bugün Adıge Cumhuriyeti'nde devlet bayrağı olarak,RF bayrağı ile birlikte kullanılıyor (ilginç ve güzel bir olgu).Bu bayrak,özel ya da örgüt bayrağı olarak da kullanılabiliyor.Aynı Adıge bayrağı,İsrail’in Kfar-Kama Şapsığ Belediye binasında da,İsrail bayrağı ile birlikte dalgalandırılıyor.
Adıge/Çerkes bayrağında koyu yeşil bir zemin üzerinde altın renginde 3 çapraz ok ve 12 yıldız bulunuyor.Bayrağın tarihçesi,ok ve yıldızların ne anlama geldikleri konusunda değişik söylemler var.
Bize göre,bu söylenenler kesinleşmiş değil,yorum niteliğinde sözlerdir.Peki gerçek nedir?..
Çerkesler öteden beri bayrak kullanırlardı.Bayraklı saldırganlara karşı ülkeyi savunan Çerkeslerin bayrağın ne anlama geldiğini bilmemeleri düşünülebilir mi?Çerkes toplulukları ya da aşiretleri çapraz oklu ve yıldızlı bayraklar kullanıyorlardı.Çapraz ok ve yıldızlar,Adıgelerin tanıtıcı işaretleri,simgeleri.Adıgelerin böyle bayraklarının bulunduğuna ilişkin veriler de vardır:
Elimizde,savaşta Ruslara kaptırılan,Gürcistan’daki bir Rus askeri deposunda bulunan ve 1864 yılı öncesine ait iki bayrak, Natuhay ve Şapsığ bayrakları var,şimdi Maykop’taki Adıge Ulusal Müzesi’nde korunuyorlar.Ancak bunlar bayrak olmaktan çok flama özelliğinde.Asıl Şapsığ bayrağı,çocukluğum sırasında anlatıldığına,hayal meyal anımsadığıma göre 5 yıldızlı imiş (Düzce’nin Arapçiftliği köyünde bunu bilenler kalmış olabilir.-hcy).Kitaplarda yayınlanmış bayraklar olarak, 12 yıldızlı Adıge bayrağı dışında,bir de Kabardey arması resmi var.Bu arma Rusya’ya ilhak edilmiş olan Kabardey arazisini temsil ediyordu,bayrak 1770’lerden kalma olup şu adı taşıyor: “Герб кабардинском земли” (Kabardey toprakları arması) (2).Kabardey arması,biraz aşağıda sözünü edeceğimiz İngiliz David Urquhart’ın 1834 Çerkesya ziyaretnden 60 yıl öncesine aittir.
Hayli süslü ve yuvarlak biçimli olan Kabardey armasının tepesinde tahtı temsil eden haç işaretli bir taç,armanın ortasında yukarıdan aşağı bir dikdörtgen zemin üzerinde 2 çapraz ok ve 3 yıldız bulunuyor,onun da ortasında daha da küçük ve yukarıdan aşağıya bir dikdörtgen zemin üzerinde bir hilal (yarımay) resmi yer alıyor.
Ok ve yıldızlar Kabardey arazisi Adıge halkını,hilal İslam dinini,taç da Çar’ı/Rus tahtını temsil ediyor olmalı.
Çapraz oklar ve yıldızlar taşıyan Kabardey arması,kuşkusuz ortak Adıge geleneğinin ya da ulusunun bir simgesi ve yansıması olmalı.Buna göre Adıge toplulukları ya da yöreleri tarafından kullanılan ok ve yıldız işaretlerinin Adıgeleri,işarete göre, Adıgelerin tümünü ya da yıldız sayına göre,bir Adıge topluluğunu tanıttığını söyleyebiliriz:3 yıldız Kabardey,5 yıldız Şapsığ,12 yıldız Adıge ulusu gibi.
***
Eski Adıge Ülkesi
1864 yılı öncesi Adıge ülkesi değişik özerk yörelerden oluşuyordu ve bir ulusun adını,yani “Adıge” adını taşıyordu.Yabancılar Adıge ülkesine “Çerkesya” ya da “Circassia” diyorlardı.
Adıge ülkesi yabancılara kapalıydı.Ülkede tek bir Adıge egemenliği vardı,yörelerin egemenlik,Adıge’den ayrılma hakları yoktu.
Bu ülkeye ancak,bazı konuklar ve Adıgelerin izin verdiği kişiler,onlar da gözetim altında ve sınırlı yerlerle kısıtlı olmak üzere girebilirlerdi.Gizli geçitler ve stratejik noktalar vardı.Böyle yerler yabancılara gösterilmez,sır olarak saklanırdı.Belirli kişiler dışında,konuklar, rastgele kişilerle konuşturulmazlardı.
Bütün bunlara güvenlik nedeniyle gerek görülüyordu.Yabancılar kıyı ve sınır kasabaları dışında içerilere alınmazlardı.Buna Osmanlılar da dahildi,Osmanlılar Anapa ve Sucuk-Kale (şimdi ‘Novorossiysk’) gibi kıyıdaki kale ve limanlardan uzaklaşamazlardı.Onlara daha fazla hak ve yetkiler verilmemişti,çünkü casusluk yapabilir,para karşılığı bilgi satışı yapabilirlerdi.Arada sadece bir ittifak ve ticari alışveriş durumu vardı.Yabancılara yönelik çok sıkı bir denetim ve gözetim vardı.
Adıge ülkesindeki önlemleri bilen Ruslar,istihbarat konusunda, yerli elemanları/casusları kullanıyorlardı.Adıge zayıfladıkça casus sayısı da artmış,Ruslara kılavuzluk yapan hain sayısı çoğalmıştı.
***
Meclisler
1796 yılı antifeodal devrimi sonucu Adıge ülkesinde feodalizm tasfiye edildi,egemenlik halk meclisleri eliyle köylü (fekol’/фэкъол1) sınıfının eline geçti.Böylece Adıgey,kendine özgü,sınıfsız diyebileceğimiz bir dünya ülkesine dönüştü.Durumdan köylü halk memnundu.Ama bu yapı sınıflı dünyaya ters düşüyordu.İngiliz Thomas More’un (1478-1535) “Ütopya” (1516) ve İtalyan yazarı Tomasso Campanella’nın (1568-1639) “Güneş Ülkesi”ni andıran bir toplum ve devlet sistemi oluşmuştu.
O hayali ülkelerden farklı olarak Adıge’de bireysel mülkiyet vardı,ancak çok sıkı bir yardımlaşma ve dayanışma da vardı.Toplum içinde çok yoksul ya da çok zengin olanlar ya da dilenenler/dilenciler yoktu.Gelenek katıydı.Hiçbir insanın aşağılanmasına ya da küçümsenmesine izin verilmiyordu.Suç oranı da son derece düşüktü,hapishane yoktu, idam cezası ise ya hiç yoktu ya da casuslara uygulanıyor olmalıydı.
***
Ülke,her biri özgür ve özerk olan yörelerden oluşuyordu.Ancak,belirttiğimiz gibi, yörelerin egemenlik hakları yoktu.Egemenlik tekti ve merkezi Adıge/Ülke egemenliği biçimindeydi.Her bir yörenin,yöre alt birimlerinin ve köy birimlerinin ‘xase’ (h’ase okunur) adı verilen yöresel halk (fekol’) meclisleri vardı.Bu meclisler gerek görüldükçe toplanırdı.Ülke Meclisi’ne/Üst Meclis’e ise, “Zefes” (Зэфэс) denirdi.Zefes’in aldığı kararları kimse çiğneyemezdi,buna fırsat verilmezdi.Xase ve Zefes (Ulusal Meclis) üyeleri mutabakatla (bir tür seçimle/oydaşmayla) görevlendirilirlerdi.Bunların belirli bir toplanma yerleri yoktu.Açık havada ya da uygun bir yerde toplanılırdı.Meclisler yasama,yürütme ve yargı görevlerini üstlenirdi.Mahkeme kurmak,yargıç atamak,yöresel kararlar almak,yasa çıkarmak xase’lere aitti.Zefes ise,önemli yasaları (xabze) çıkarır,dış ülkelere gönderilecek elçi ve temsilcileri görevlendirir,savaş ve barış kararı alır,savaş sırasında orduyu yönetecek tam yetkili başkomutanı (hakim) ve cephe/yöre komutanlarını seçer,üst yargıçları atardı.
Modern parlamento ise,13 Haziran 1861’de kuruldu,parlamento binası şimdiki Soçi (Ş’açe) yakınındaydı.
***
Adıge Ulusal Bayrağı’nın tarihçesi
İstanbul’daki İngiliz Büyükelçiliği’nin genel sekreteri olan David Urquhart 1834yılında Çerkesya’ya geldi ve Çerkes ileri gelenleriyle görüştü.Urquhart,Çerkeslerin tek bir bayrak altında birleşmelerini ve kendi özgüçlerine dayanmalarını,dış yardım geleceği gibi propagandalara pek kanmamalarını söyleyerek,kısa bir ziyaretten sonra İstanbul’a geri döndü.Ömrünün sonuna değin Çerkes dostu olarak kaldı.
Urquhart’ın ziyareti,bazılarınca Çerkes bayrağı fikrinin Urquhart’dan çıkmış olduğu biçiminde yorumlanıyor.Doğru olamaz bu.Kabardey arması konusunda söylediğimiz gibi,Urquhart’dan 60 yıl önce bugünkü Adıge bayrağının prototipleri (ilörnekleri) Adıgeler arasında kullanılıyordu.Urquhart bir bayrak altında toplanmak,yani modern bir devlet kurmak ,o yolla dümana karşı bir etkili güç oluşturmak gerektiğini söyledi.Gayet doğal bir şey bu.Bayrak bilinci Çerkesler arasında zaten vardı.Yukarıda kanıtlarıyla ortaya koyduğumuz gibi Çerkeslerin bayrak,flama ve armaları vardı,bunları taşıyorlardı.Bayraklarda, Adıge işaretleri olarak, ok ve yıldız kullanılıyordu.
Urquhart’dan sonra İstanbul’daki bir Adıge kadını da üç oklu ve 12 yıldızlı bir bayrak gönderdi.Bayrak bir Zefes (Ülke Meclisi) toplantısında açıldı. “Binlerce kılıç havaya kalktı,parladı ve bayrağı selamladı”.Demek ki halk bayrağını tanıyordu,en azından bu olay,halkın bayrağını tanıdığını kanıtlıyor.
Bu bilgi bir yabancı gözlemci tarafından veriliyor ve başka toplantılarda bayrak dalgalandırılmadığı anlamını içermiyor.Ayrıca “Xase” sözcüğünün anlamı “çakma”dır.Meclis toplantılarında ortaya bir bayrak ya da flama çakılır,Meclis üyeleri flamanın çevresine halka oluşturacak biçimde serilen minderlere otururlardı.
Bütün bunlar Adıgeler arasında bir bayrak bilinci bulunduğunun kesin kanıtları olmalı.
Bayraktaki 12 yıldızın 12 konfederal yöreyi ya da bazı aşiretleri temsil ettiği söylenir,pek sanmıyorum.Ayrıca adlar konusunda kesin bir görüş birliği de yoktur.Ayrıca Adıge’deki yöre ya da topluluk sayısı 12’den çoktur.
Güzel bir rastlantı olmalı AB/Avrupa Birliği bayrağında da 12 yıldız vardır.
Bayrak işi,kuşkusuz rastgele bir seçim değildi,hele dışarıdan bir empoze de olamazdı.Bu, halkın,ulusun kendi seçimidir.Bayrak konusu zamanla daha da aydınlatılacaktır,kanısındayım.
***
Tek bir Çerkesçe mi yoksa ‘Çerkes dilleri’ mi?
12 Mart 2011 cumartesi günü Ankara’da herkesin gıpta ile baktığı bir Çerkes Mitingi yapıldı.Mitingde yüzlerce Adıge/Çerkes bayrağı taşındı ve dalgalandırıldı.Ayrıca birkaç Abhaz,Oset,Çeçen ve Dağıstan bayrağı da taşındı.Bunda bir sakınca yoktur.Miting, “Çerkes Hakları İnisiyatifi” adlı bir gruptarafından düzenlenmişti.Cherkessia.net sitesi çevresinde toplanan “Çerkesya Yurtseverleri” de mitinge destek verdiler,bayrak yardımı da yaptılar.
Mitinge yurdun dört bir yöresinden gelmiş gönüllü Çerkesler katıldılar.Çoğunluk genç gönüllülerdeydi.Bu da ulus bilincinin canlılığını kanıtlıyordu.
Kafkas/Çerkes dernekleri ise,edilgen/folklorik kuruluşlar olarak, kesin bir tavırla mitinge karşı çıktılar ve mitingi başarısızlığa uğratmaya çalıştılar, ama başaramadılar.
***
Bu arada ulusalcı/ırkçı gazeteci Murat Bardakçı, ‘devlet anadillerini değil,sadece resmi dili,Türkçe’yi okulda okutur, devlet anadilinde yayın yapmaz’,devlet sadece Türkçe televizyon yayını yapar gibi Çerkesleri suçlayıcı bir yazı yazdı.Bardakçı,kendisinin yarı ‘Çerkes’, anne tarafından Karaçay olduğunu söyledi.Bilindiği gibi,Türkiye’de Çerkes olarak tanınmakla birlikte,Karaçaylar Çerkesçe değil,Tatarca/Türkçe konuşurlar.
Dil ve kültür soykırımcısı,ırkçı Bardakçı,devlet anadilinde yayın yapmaz,resmi dilde yayın yapar,diyor.
Demokrasi,uluslar arası norm ve hukuk bir yana,biz de soralım:Peki,Kürtçe anadili değil midir?Devlet ne diye 7 gün ve 24 saat Kürtçe yayın yapıyor?Bardakçı Kürtleri gözden çıkarmış da,sadece Çerkeslere mi takmış?..
 
Bardakçı’nınkafadarı‘tarihçi’ Erhan Afyoncu da, Çerkesçe ve Çerkesler adına demokratik hak talebinde bulunan kişilerin işsiz kalmış eski solcular ve komünistler olduğunu iddia etti.Demokrat bir insanın,bir bilim adamının söyleyeceği sözler bunlar mı olmalıydı?Bu da Afyoncu’nun kıratını belli etti.Yani onun ırkçı/gerici özünü açığa çıkardı.
Biliminsanı önyargılı ve ırkçı olmaz.
***
Dile gelince,hemen söyleyelim birçok değil,tek bir Çerkesçe dili vardır.Bu dile,özgün söyleyişiyle Adıgece denir.Diğer diller Adıgece ya da Çerkesçe değildir.Çerkesçe dışında,Türkiye’de Abazaca,Abhazca,Karaçayca,Osetçe,Çeçence ve Dağıstan dilleri gibi bir dizi Kuzey Kafkasya çıkışlı dil vardır ve konuşuluyor.Başka diller de var tabii.Türkiye’de 40,belki daha da fazla dil vardır.
Ancak Bardakçı ve Afyoncu gibi ,bütün bu dil ve kültürleri tek dil potası içinde eritme politikasını savunan bir sürü çağdışı ve hasta beyinli kişi vardır.Saddam,Hüsnü Mübarek ve Kaddafi örneklerinden de anlaşılacağı gibi,çağdışı ve hasta beyinlerin bir geleceği yoktur.
Değişik dillerin hepsi adına hak talebinde bulunulabilir,demokratik haklarıdır.Öylesine konularda kimse suçlanamaz.Sonuç olarak, Adıgece olarak bilinen tek bir Çerkesçe dili vardır ve Kuzey Kafkasya kökenli nüfusun büyük çoğunluğunun da (en az yüzde 70’inin) dilidir.
Ulusalcı/Kemalist demagoglar “Hangi Çerkesçe,70 adet Çerkesçe var,hangisinde yayın yapacaksınız?” diyor ve aleyhte bir kamuoyu oluşturmaya çalışıyorlar.Irkçıların babalarından Prof.Fahrettin Kırzıoğlu da öyle yazıyordu.
Bu bakımdan İnisiyatif,sanırım bilimsel yanlışlık dışında,bir de bir taktik hata içinde. “Çerkes dilleri” diyerek demagoglara/faşistlere çiğneyecekleri sakız sunuyor,belki bilmeden kendi kalesine gol atıyor.
Çerkes şemsiyesi altında sadece Çerkes dili,Kuzey Kafkasya ya da Türkiye şemsiyesi altında Çerkesçe de dahil olmak üzere,diğer Kuzey Kafkasya dilleri ya da Türkiye’deki bütün diller savunulabilir.
***
Demokratik bir anayasa kabul edildiğinde bütün diller zaten hak sahibi olacaklardır.Bundan kaçınılamaz.Dil çokluğu zayıflık değil,bir zenginlik öğesidir.40 dil,40 kültür ve 40 dünya demektir.Çin’de 55,Hindistan’da 35,Rusya’da da 34 resmi dil vardır.BM üyesi 190 üzeri ülke içinde,Türkiye dışında dil yasağı bulunan ülke kalmış mıdır?..
Uygar ülkelerdeki dil eğitimi uygulaması şöyle:Bir yerde,diyelim,çocuğu için anadili eğitimi isteğinde bulunan 20 öğenci velisi varsa,o dil,devlet tarafından öğretmeni bulunarak devlet okulunda okutuluyor.AB’de ve Batıda geçerli olan uygulama öyle.
İsveç’te ise,anadili eğitimi için aranan asgari öğrenci sayısı 20 değil,sadece 11 öğrenci.
Almanya’da bulunan yazarımız ve kardeşimiz Hatko Schamis,dünkü konuşmamızda,Almanya’da Kürtçe ve Zazaca’nın Alman devlet okullarında okutulduğunu,Çerkesçe eğitimi de gündeme getirmeye çalışacaklarını söyledi.Edilgen dernekler süs için mi varlar? Adıgece eğitim için Avrupa Parlamentosu’nda ve yerel parlamentolarda bulunan demokrat milletvekilleri ve Çerkes kökenli siyasetçiler ile ilişki kurmak gerekiyor.
Uyanış ve uygulama AB ülkelerinden ve Batı’dan başlatılmalıdır.
***
Osmanlı’da yağma yok muydu?
Türk aydınlarının çoğunda geçmişe ilişkin bilgiler yüzeysel, yok gibi.Yüz,yüzeli yıl önceki halkın,köylünün yaşamı neydi?diye sorun,birkaç uzman dışında,kimse doğru dürüst bir şey söyleyemez.Kişi,okulda kendisine ne öğretildiyse,gazete,radyo ve televizyonlarda ne söyleniyorsa, o kadarını bilir,ötesini bilmez.Toplum öyle biçimlendirilmiş,koşullandırılmıştır.Herşey tekdüzedir/monotondur.Diziler de monotonluğu pekiştirir,beyinleri uyuşturur,birkaçı dışında,yüzlerce dizi filmin içi boştur.Diziler,Abaza beygiri gibi hızlı bir giriş yapıyor,sonra soluğu kesiliyor ve bilindik.bir örnek Yeşilçam filmlerine dönüşüyorlar.
***
Erhan Afyoncu, “Muteşem Yüzyıl” dizisinin tarih danışmanı.Türkiye’de bahane bulmak zor değil,hatalar için belge ve bilgi eksikliği vardır,derler,geçerler.Geçerli olamaz bu bahane.Yığınla belge var,bilgili kişiler de var.Harem,öyle söylendiği gibi bir sır, bilinmeyen bir yer değil.Her yıl bir sürü cariye (köle kadın) çırağa çıkarılıp satılıyordu,ayrıca hediye olarak saraydan ayrılıyordu.Saray İç Teşkilat Kanunu da var.Buna göre,Harem’in Başkadınefendi’sinin yetkisi ,Harem konusunda Padişah yetkisinin üzerindedir.
Özel olarak eğitilmiş ve seçilmiş olan cariyeler Başkadınefendi tarafından,bir kurala göre, Padişah’a gösterilir, beğendiği cariye Padişah’a gönderilirdi.
Bu düzenleme kurallara/bir geleneğe bağlıydı.
Onun dışında,Padişah kızlarla bahçede eğlenmek istediğinde haber çıkarılır,herkes odasına kapanırdı.Cariyeler,öyle dizideki gibi,zırt pırt Padişah’ın karşısına çıkamazlardı,çıkmaları uğursuzluk sayılırdı,Padişah geçeceğinde cariyeler odalarına kapanırlardı.
Başkadınefendi,tahtın varisleri tamamlandıktan sonra,Padişah’a cariye gönderilmesini yasaklardı…
***
Yeniçeri niye savaşırdı?
Yeniçeri savaşa niçin gider? Allah aşkına, kafirle çarpışmak için mi?Yeniçeri devşirmedir,yani Hıristiyan çıkışlıdır,Sırpça konuşur,aslının Hıristiyan olduğunu bilirdi.Ordunun Türkçe ve Sırpça gibi konuştuğu iki dili vardı.
Yeniçeri yağma ve ganimet için savaşa gider.Gerisi edebiyattır.Aynı Yeniçeri yağma olanağı kalmayınca, niçin ayaklanmaya ve Padişah boğmaya başladı?
Yağma nedir?Yeniçeri’nin,askerin işgal edilen bir kenti ya da yeri 4 gün süreyle talan etme,yağma yapma hakkı vardı.Bu süre zarfında asker istediğini alır,öldürür,kadınlara tecavüz ederdi.Bu bir yasal haktı.Ancak aldığı ganimetin beşte birini hazineye verirdi.Fidye veremeyecek esirler öldürülürdü,öldürülmüştür de.Güçlü erkekler,genç ve güzel kadınlar köle olarak satılabilirdi.Tabii bakire olan güzel kızlar çok para ederdi.
Örneğin Trabzon işgal edildiğinde Rum nüfusun bir bölümü öldürülmüş,bir o kadarı da esir pazarlarında satılmış,herhalde varlıklı olanlar olmalı,onlar da İstanbul’a yerleştirilmiştir.Bir bölüm Rum’a da Trabzon’da kalma izni tanınmıştır.Bunlar okuduğum ciddi bir kitaptan aklımda kalanlar.Rakamlar tam uymuyor olabilir,ama genel durum,aşağı yukarı öyle.
***
Erhan Afyoncu, “Muhteşem Yüzyıl” dizisinde Kanuni’ye bir Macar kalesini işgal ettiriyor,edilmiştir de.Kalede Macar Kralı’nın da katıldığı bir düğün var,Kral kaçıyor,damat kaçamıyor ve öldürülüyor,geline gelince,kimse ona bir şey demiyor ve dokunmuyor,bir süre sonra aynı ‘gelin’ Macar Kralı’nın desteğiyle Kanuni’yi öldürüp öc almak üzere İstanbul’a geliyor,mucizevi bir biçimde Türkçe öğreniyor,yine mucizevi bir biçimde Harem’e,Valide Sultan’ın maiyetine giriyor.
Uyutucu bir çocuk masalı gibi.
Diyeceğimiz dizi,tam bir Yeşilçam dizisine dönüştürülmüş.Halk, gerçek dışı da olsa,eski ‘görkemli’ yaşama özlem duyuyor ,öyle koşullandırılmış.Masal temposunda anlatılanlardan hoşlanıyor,gerçeğin de öyle olduğunu sanıp zevkle filmi izliyor.Görsel efekt ve güzellikler de var.
Sonuç duygu sömürüsü yapılıyor,halk aldatılıyor,Erhan Afyoncu da para alıyor tabii.
Afyoncu’nun kumaşından o kadarlık bir elbise çıkar.
 
(*)-гл.3. «Кубанские областные ведомости»,No.38,1884.
(**)-История Kабардино-Балкарской АССР с древнейших времен до великой октябрьской социалистической революции,том,издательсво-наука-Москва-1967,s.171.


 
 





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:

 
  Bugün 2 ziyaretçi (53 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=