adigehaber
  Dünya Çerkes Birliği
 
Dünya Çerkes Birliği ve Genel Durum
 




27 Haziran 2011

 

 

 

Dünya Çerkes Birliği ve Genel Durum
Hapi Cevdet Yıldız
Sayın Çetao İbrahim Maykop’a yerleşmiş bir Adıge aydını ve yurtseveri,şahsen de tanıdığım biri.Etkileyici yanı dürüst, araştırıcı ve gerçekçi olması,rahmetli İzzet Aydemir abimizin deyimiyle ‘kırdı kaçtı takımından’ olmaması.
Türkçe yazılış biçimiyle ‘Çetao’,Çerkesçe söyleyişiyle ‘Çetave’ diye okunur,Türkiye’de ‘Ketave’ biçimiyle de bilinir.İbrahim, soyadını niçin Çetao diye yazıyor,herhalde Kiril/Rus yazılışına benzetmek istiyor olabilir.Kendi bileceği birşey tabii.
***
Çetao İbrahim,Dünya Çerkes Birliği’nin (DÇB) 20'nci kuruluş yılı nedeniyle bir makale yazdı (‘20. Yılında Dünya Çerkes Birliği’,Cherkessia.net,24 Haziran 2011).Sayın Çetao’nun görüşlerine bir yönüyle katılıyor,bir yönüyle de yazıyı ve genel durumu ele alma,eleştirme gereğini duyuyorum.
Bir sorunu iyi kavrarsak,çözümünü de kavrarız.Bunun için soruna öznel (sübjektif) değil,nesnel (objektif) ve çok yönlü olarak eğilmek gerekiyor.
Öncelikle şu noktayı belirtmeliyim:Soruna, yüzeysel bir bakışla yaklaşmak ve kolaycı yolları seçmek uygun olmaz,amaca götürmez.Sorunu derinlemesine ve bir bütün olarak ele almak,olayların nedenlerini anlamaya çalışmak gerekir.Bizler çoğunlukla yüzeysel ve sığ değerlendirmeler yapmakla yetiniyoruz.
Bu sözleri değerli yazarımız Sayın Çetao bağlamında değil,genel anlamda söylüyorum.
Sorun şu:Bilimsel bakışımız gelişmiş değil.Sanırım,bizler Türkiye’nin,düşünsel düzlemde en gerileri içinde yer alıyoruz,daha doğrusu dökülüyoruz. Artık,düşünsel bir devrim yapmamız, ahbap çavuş ilişkilerini aşmamız gerekiyor.Düşünsel (fikri) geriliğimiz,toplanmamızı ve başarılı olmamızı engelleyen ana etkenlerden.
***
Çerkes toplumu, Ortaçağ’da Hıristiyanlığı benimsedi,Hıristiyanlık dönemi yaklaşık bin yıl sürdü.300-400 yıldan beri Müslümanız.Ancak 20’nci yüzyıl ortalarına değin eski,Politeist (Thabe) inanç izleri de sürdü.
Hıristiyanlıkla birlikte dindar bir topluluğa dönüştük.O dönemde,VI.yüzyıl ve sonrasında çok sayıda kilisemiz vardı,kadın erkek kiliselere doluşuyorduk. ‘Şıhnağ’ ve ‘Şevgen/Şevcen’ denen Ortodoks papazlarımız,ardından Katolik rahip ve rahibelerimiz  vardı.Karadeniz kıyısındaki Nikopsis dini bir merkezdi.Bu özelliğimiz,dindarlığımız Müslümanlık döneminde de sürdü,yine sürüyor.Dindarlık bizi kötülüklerden uzak tutarken,bir yandan da tutuculaştırdı,edilgen kişiler yaptı.Yeni (modern) ile dindarlığı bir araya getiremedik.Türkler,bunu kısmen başardılar.Bizlerse,bütün halinde dini gelenek ve anlayışlara bağlanan bir toplum olarak kaldık.Ateizmi (din karşıtlığını) esas alan Sovyetler dönemi dışında dindar geleneğe sıkı sıkıya bağlı kaldık.
***
Ruslar,Batılılar,Türkler ve Araplar artık bizim gibi tutucu ya da yoğun dindar değiller.Türkiye’deki hiçbir Adıge köyünde alenen içki içilmez.Sözgelişi hayli içki içtikleri söylenen Türkiye'nin Kabardey ve Bjeduğ köylüleri bile alenen,topluluk önünde  içki içmezler.Oysa, birçok Rus,Türk ve Arap eskiden beri alenen içki içer,meyhaneleri vardır,müdavimleri çoktur,bundan ötürü utanmaz ya da Tanrı katında bir  suçluluk duymazlar.Bu bir gelenek ve alışkanlıktır.Türk düğünlerinde kasa kasa içki tüketilir.
Bir başka örnek:100 küsur bin Hıristiyanın yaşadığı Maykop’ta tek bir kilise bile yok,sadece bir şapel (kilisecik) var,kilise inşaatı ise,Başkan/L’ışha  Thakuşın Aslan'ın desteğine karşın,20 yıldır tamamlanamıyor.Rus kilise için para vermiyor,Tanrı ile arasına kiliseyi koymayı istemiyor olabilir.Oysa aynı ateist eğitimden geçmiş olan ve nüfusun dörtte birini oluşturan Müslümanların  aynı Maykop’ta yeni yapılmış görkemli bir camisi var.Cami,cumaları dolup taşıyormuş...
Adıgey Adıge'si,bizden farklı,dindarlıkla geleneği ve modernizmi birleştirmiş olmalı.
Türkiye’de kısmen diyoruz,çünkü yüzlerce İmam-Hatip Lisesi açılmış olmasına,başka okulları da kapsayan  yoğun bir dindarlaştırma programı uygulanmasına karşın,dindarlar hedeflerine ulaşamadılar:Trakya’da, İzmir ve Ege yörelerinde ve daha başka birçok yörede,köyde ve kentte Ramazan ayında alenen oruç yiyen çok sayıda insan bulunuyor.Ancak daha dindar yörelerin  bulunduğu da bilinmeli.
Bunu, durumu belirtmek bağlamında söylüyorum.Yoksa herkesin inancı ve içkisi kendine.Demokratik bir düzende böyle şeylere karışmak doğru olmaz.
Dinen yasak olmasına karşın,Türkiye'de ve diğer Müslüman ülkelerde adeta bir suç patlaması var.Türk hapishanelerinde 110 bin kişi bulunuyor.Buna karşın suç işleyen Adıge/Çerkes sayısı,diğer Müslümanlara oranla çok az,yok gibi.Bu bağlamda Adıgeler çok temizler.Örneğin Pakistan bir İslam Cumhuriyeti.Ancak tam bir suç batağı.Her yıl 3 bin kişinin asılarak idam edildiği söyleniyor,Uluslararası Af Örgütü bültenlerinde yer alıyor.Günde ortalama 8-10 kişinin idamı demektir bu.Tam bir felaket,yüz karası.
Terörü,Taliban'ı ve El Kaide’yi saymıyoruz.
Nasıl bir dindarlıktır bu?..
Müslüman Afganlı ve Taliban uyuşturucu/haşhaş üretiyor ve zehir satıyor.Nasıl bir Müslümanlıktır bu?Helal lokma nerede?..
Adıgeler arasında,öylesine şeyleri yaygın olarak göremezsiniz.Şafii Kürtler de dindarlar,ama içlerinde uyuşturucu tacirleri de var.
***
Bir anı:
Birinci Dünya Savaşı’nda Balkanlarda,herhalde Romanya'da Türk tarafına geçen ve Düzce’nin İstilli köyüne yerleşmiş olan bir Adıge ile çocukluğumda tanışmıştım,o kişi,bir nalbant olan babamın müşterilerinden biriydi.Çift öküzü de kendisine benziyordu,çok bakımlıydı,ikisi de ‘asil’ görünümlüydü.Şöyle demişti bana dükkanımızda:
“Ramazan ayıydı.Cephede Osmanlı askerleri içindeki Çerkeslerle karşılaştık.Bir Çerkes süvari grubu olarak ,Rus saflarını terk edip Türk süvari birliklerine katıldık ve Çanakkale önlerine geldik.Namaz vakti,Çerkes süvariler olarak,atlarımızı bir köy camisine doğru sürdük.Baktık,adamlar sokakta ve cami önünde alenen tütün içiyorlar.Şaşırdık kaldık.Kafkasya’da böyle şeyleri görmeye alışık değildik.Oruç tutmamak çok ayıp karşılanırdı,herkes bundan kaçınırdı…”
***
Çetao ne diyor?
1.Yirmi yıl önce,diaspora, kendisini Kafkasya’daki Adıge ulusal varlığının değil,bulunduğu ülke ulusunun bir parçası olarak görüyordu,diyor Sayın Çetao.
Doğru olamaz bu.Çerkesler kendilerinin Türk,Arap ve Yahudilerden farklı ve ayrı bir topluluk olduklarını biliyorlardı.Başkalarından –istisnalar dışında- kız almıyorlardı.
Kuşkusuz,korku ya da çıkar nedeniyle sinenler ve kendilerini Türk olarak tanıtanlar da vardı.Bir kimlik bölünmesi de yaşanıyordu.Bu gibi kişiler,daha çok devletle ya da Türklerle yakın ilişkileri olan kişiler idiler.Böyleleri toplumu bağlamaz.
Anne tarafından akrabam olan bir köylümüze askerde yüzbaşısı “Sen Çerkes misin?” diye sormuş,o da “Kendimiz Türküz,ama lisanımız Çerkes” diye yanıt vermiş.
Böyle anlatmıştı 1950’li yılların başlarında.
Sıradan kişiler yanlış ve ipe sapa gelmez şeyler söyleyebilirler,bu sözler toplumu bağlamaz.Örneğin,İstanbul gibi bir yerde bile “Devlet Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’dır” ya da “Türkiye’nin en uzun nehri Nil Nehridir,Tuna Nehridir” diyen çok sayıda kişi çıkabilir…
Kuşkusuz pasifleşme ve boyun eğmişlik durumları yanında,kraldan çok kralcı olanlarımız da az değil.Örneğin, “Türkçünün peşine takılmayalım da Kürtçünün mü peşine takılalım” gibisine laf salatası yapanlar da vardır.Bu tür davranışlar uygulanan devlet politikalarından,yaltaklanmadan ve dağılmış bir toplum olmaktan kaynaklanan hastalıklardandır.
Trakya toprağı Balkanlı göçmenlerin/ Macirlerin (Türk,Slaviyen, Pomak,Arnavut, Boşnak,Patriot,Roman,vb) yerleşim alanı.Onlar Trakya’da entegre bir toplum oluşturmuş durumdalar.Benzer gelenekleri var,kız alıp verirler.Osmanlı Adıgelere aynı fırsatı,aynı gelişme olanağını tanımadı,Çerkes’i çil yavrusu gibi dört bir yana dağıttı.Çünkü Osmanlı Çerkes’i Türkleştirmek,bu yolla Türk nüfusunu çoğaltmak ve ırkını güzelleştirmek istiyordu.Çerkes, Macir gibi değildi,geleneklerine sıkı sıkıya bağlıydı,kendini Türk görmüyor ve Türk’ten ayırıyordu,Türk'ü uzak tutuyordu.Türkleştirilmediklerinde,dirençleri kırılmadığında,Adıge/Çerkesler,egemen çevreye göre,devletin geleceği bakımından tehlike oluşturacaklardı.Çerkes,iki yüzlü değildi ve gözü pekti,bu bakımdan uyanmamalıydı.Çerkes’i yurdundan süren Rus ile onu dağıtıp pasifleştirmek ve yutmak isteyen Osmanlı zihniyeti örtüşüyordu: “Çerkesler Rusya'nın ve Osmanlı Devleti'nin geleceği açısından tehlike oluşturuyorlardı”.Bu ırkçı politika, ulusalcı/Kemalist iktidarlar döneminde Çerkesler üzerinde bir sindirme aracı olarak uygulandı...
Çerkeslerin dağıtılmışlığında kuşkusuz daha başka etkenler ve koşullar da sözkonusu olmuştur.Büyük bir nüfusu (1,5-2 milyon) yerleştirecek boş alan bulmak da sorundu.Özellikle 1878 Balkan sürgünü (tehciri) sırasında ve sonrasında.
Cumhuriyet,Osmanlı Devleti’nin eritmeci politikasını daha sert yöntemlerle sürdürdü ve pekiştirdi.
 
DÇB yoluyla diasporanın Kafkasya’daki Adıge varlığına bağlandığı,bir bilinçlenme olduğu söyleniyor.Bu görüş de doğru olamaz.İlişkiler, iletişim olanaklarının gelişmiş  ve öğrenim gören Adıge sayısının da çoğalmış olması sonucu arttı .
Öyle kabul etmezsek,diasporadaki yüzlerce yurtseverin özverili çabası yadsınmış olur.DÇB’nin,bir dönem kuşkusuz olumlu katkıları olmuştur.Ancak bilinçlenme, DÇB öncesinde de vardı.
***
2.Çetao,20 yıllık süreç içinde gerçekleşmiş olan ulusal bilinçlenmenin yetersiz olduğu kanısında.Bunu da Çerkes etkinliklerine katılımın azlığına bağlıyor.
Bir bakıma doğrudur bu.
Katılım,ciddi bir hedef ya da tam tersi ağır baskılar ve bir başarı umudu olduğunda yoğunluk kazanır.Bunlar yoksa ilgi de az olabilir.Çerkesler üzerinde,görünürde ağır bir 'baskı' yok,sustuğumuz ve hak talebinde de bulunmadığı sürece sorun da yok.Herhangi bir Türk ne ise,herhangi bir Çerkes de öyle kabul edilebilir.Örneğin polis bir Çerkes’i,bir Kürt gibi çevirip keyfince dövmüyor.Kürt’e karşı bir hınç,bir birikim olmalı. ‘Suç’ işlemediği ve ses çıkarmadığı,bu nedenle ‘baskı görmediği’ için Çerkes,ulusalcı yargıcın ırkçı/Türkçü/faşist yüzünü görmüyor.Tabii Çetin Altan’ın “Lanetliler Bahçesi”nden de haberi yok.Kenan Evren zulmü, sıradan kişilere değil,hak talep edenlere,muhaliflere ve aydınlara uygulanmıştı.
Çerkes’e karşı böyle bir ‘tolerans’ durumu var.
Rus hükümeti Türkiye Adıgeleri gibi suç işlemeyen ve yasalara ‘saygılı’ olan uygar ve barışçı bir topluluğa ne diye kapılarını kapatıyor?Anlaması gerçekten zor bir şey...
Dönelim asıl konuya:
12 Mart 2011,17 Nisan 2011 ve 21 Mayıs 2011 etkinliklerine,geçtiğimiz yıllara oranla artan düzeylerde bir katılım oldu.Sayı binlere ulaştı.Bir Kürt,bir Alevi ve bir Hıristiyan gibi zulüm ve ayrım 'görmediğimiz' düşünüldüğünde,yine  bir başarıdır bu sayı.Ayrıca katılanlar,çoğunlukla  genç,eğitimli ve kaliteli kesim,geleceği temsil eden bir kitle.
Kaffed'in ilkbahar şenliklerine daha fazla kişi,5 bin,10 bin ve üzeri bir kitle katılabiliyor.Ancak Kaffed'in etkinlikleri folklorik,politik içerikli değil,düğün dernek havasındaki şölenler.
Yüzeysel bir değerlendirme yaparsak,Çetao’nun dediğini doğru olarak kabul edebiliriz.Ancak sırf sayı birer ölçüt olarak kabul edilemez,katılanların niteliği,kalitesi ve taban da önemlidir.Yaşlılardan katılanlar da az değildi.Demek ki taban da oluşuyor.Ayrıca bugünün genci,yarının yaşlısı.
***
Bir de anayurda  bakalım:2010'da küçücük Şapsığ’da (ki sayıları 12 bin tahmin ediliyor), Soçi'de 3 bin,Tuapse'de de 3 bin kişinin 21 Mayıs etkinliğine katıldığı yazıldı.Herhalde Şapsığ'da yaşayan ve Adıge olmayan Müslümanlar (Şapsığ yöresi Müslümanları toplamı 30 bin olarak tahmin ediliyor) ile bazı Rus ve Ermeniler de etkinliğe destek vermiş olmalı.Ruslardan Çerkes soykırımı ve dış sürgününü kınayanlar da var.
Bu arada,108 bin nüfuslu Adıgey'de,Maykop'ta katılımcı sayısının 500 kişi;500 bin nüfuslu Kabardey’de,Nalçik’te de 300 dolayında kaldığı söyleniyor. Doğruysa anayurtta da (Şapsığ dışında) yeterli bir katılım ve duyarlık bulunduğu söylenebilir mi?
Ancak bu yıl,2011 yılında katılım Maykop'ta 5-6 yüz,Nalçik'te de 3 bin dolayında imiş.Bir kıpırtı sayılır...
Adıgeler “Yıgu zık’odırem şır çejırep” (Игу зык1одырэм шыр чэжьырэп) derler. “Umudu tükenen at koşmaz” anlamını verir bu atasözü.
Bizi asıl vuran umutsuzluk ve yılgınlık.Bir de "Ateş düştüğü yeri yakar" dememişler boşuna.
***
1990’larda,ünlü Türk yazarı Yaşar Kemal’in “Beyaz atlıları arayan adamı” gibi,Adıgeler,coşkuyla anayurt arayışına,umuduna sarılmışlardı.Ancak,aradıklarını bulamadılar.Çünkü Sovyet oportünizmi Adıge toplumunun birçok değerini vurmuştu.Ortalığı it uğursuz,hırsız ve soyguncu takımı kaplamıştı.Dürüst insanlar  korku içindeydiler.Böyle bir ortamda oraya gidenler düş kırıklığına uğradılar.
Durumun düzeltilmesi için çalışılacak yerde,durumu gizleme (yalan) ve uyarı yapanlara savaş açma yolu izlendi.İnsanların kandırılabilecekleri gibi etik/ahlakî olmayan bir yol seçildi.
***
Günümüzde DÇB’nin en önemli alt kuruluşu olan Kaffed ,Türkçü CHP yandaşı bir Abaza-Kabardey kliğin güdümünde. Bu yönetici kadro,kendi düzenlemediği demokratik etkinliklere savaş açıyor ve üye derneklerin katılımını yasaklıyor.12 Haziran’daki son seçimde İstanbul Bağlarbaşı Kafkas Derneği’nin ‘Emek,Demokrasi ve Özgürlük Bloku’ bağımsız İstanbul milletvekili adaylarının ziyaret talebini geri çevirmesi, bu itici tutumun açık bir kanıtı.Dernek Başkanı Sayın Yaşar Nogay,"yönetim kurulu kararı yok" diyerek ziyaret talebini kabul etmemiş.İstanbul’daki üç Bağımsız Blok milletvekili adayı,yani Levent Tüzel,Sırrı Süreyya Önder ve Sabahat Tuncel,her biri yüzbin üzeri oy alarak bağımsız seçilen ve Türkiye demokratik kamuoyunu etkileyen tanınmış kişiler.Bunların derneği onurlandırmaları kaba bir biçimde önlendi.Peki bu üç bağımsız adaya oy veren ve onları milletvekili olarak seçen  300 bin üzeri bilinçli kitleyi itelemekle Çerkeslere ne kazandırılmış olabilir?Hasmı bile ağırlayan Adıge konukseverliğine  ne oldu?..
Buna karşılık,Dersim katliamı savunucusu CHP'li Onur Öymen'i,aynı Kaffed baştacı etmişti.Özellikle Abhazlar,Abhaz dernekleri Öymen'i köy köy gezdirip ağırlıyor,onuruna şölenler düzenliyorlardı.
Anlaşılan daha bir fırın ekmek yememiz gerekiyor …
***
Ermeni ve Kürt sığınmaları ile Adıge dönüş talebi aynı şeyler değil
3.Çetao,son 20 yıl içinde, anayurda dönüş fırsatlarının doğduğunu,ama kaçırıldığını,Ermeni ve Kürtlerin ise fırsatı kaçırmadıklarını söylüyor.
Doğru değil,yanlış bir anlatım bu.Doğru,1990'larda daha kolay oturma izni alınabiliyordu,ilk sıralar,bulunursa konut fiyatları da düşüktü.Geçici bir durumdu bu,istikrar yoktu.
Çetao’nun söyledikleri geçmişe ilişkin,yüzeysel bakışla doğru görülebilir,ancak doğru değil.1990’lı yıllar Rusya’da ve Kafkasya’da çalkantılı bir dönemdi.Çeçen Savaşı Rus generallerine aradıkları altın fırsatı vermiş,demokrasi tanklarla dümdüz edilmiş,anayasa,hukuk düzeni ve asayiş bozulmuş, devlet terörü zirve yapmıştı.Bu da karşı terörü üretti.Ayrıca Azeri-Ermeni Savaşı yaşanmış,onbinlerce insan evsiz kalmıştı.
Böylesine bir siyasal ortamı gözardı ederek değerlendirme yapmak doğru olmaz.
***
4.Ermeni ve Kürtler,farklı bir biçimde, çatışmalardan,ölüm korkusundan kaçarak,yani sığınmacı (mülteci) olarak Adıgey'e geldiler.Onlar eski Sovyet yurttaşları idiler.Dönüşçü değil,sığınmacı,yani zor durumda olan insanlar idiler.Geliş nedenleri 1990’lardaki Karabağ kaynaklı Azerbaycan-Ermenistan Savaşı ve bunun beraberinde getirdiği yıkım ve katliamdı.Bu insanlar,koşulları uygun olan Krasnodar Kray’a ve o coğrafya içinde yer alan Adıgey’e yerleştiler.Bu iki yerde kentlere yönelik göçler sürüyordu.Kolhozlarda işçi açığı ve kol işçisine  gereksinim vardı.Bu ezik insanların sayıları da öyle abartıldığı gibi fazla değil:Yerleşimlerden 10 küsur yıl sonra yapılan 2002 nüfus sayımı rakamlarına göre Adıgey’deki tüm Ermeni nüfusu 15,3 bin (yüzde 3,4),Kürt nüfusu da 3,6 bin (yüzde 0,8).
Diasporadan dönüş yapan Adıge sayısının az olması ise (ne kadardır,bilemiyorum),farklı nedenlere bağlıdır.Onlar Ermeni ve Kürtler gibi tehdit altında ya da bulundukları yerleri terk etmek zorunda kalmış olan insanlar değildiler.Gönüllü,serbest göçmenler idiler.
Bu arada,durumları Ermeni ve Kürt sığınmacılara benzeyen,yani savaş ve katliam tehdidi altında kalan Sırbistan/Kosova Adıgeleri de, 1998’de toplu olarak Adıgey’e dönüş yaptılar (Bir köy,sayıları 200 dolayındaydı ve bir bölümü sonradan Kosova'ya döndü).
Görüldüğü gibi,durumları Kürt ve Ermeni sığınmacılara benzeyen Adıgeler de Adıgey’e dönmüş/sığınmış oldular.
Kitlesel göç ya da dönüş,birtakım koşullara (savaş,ekonomik avantaj ve siyasi baskı gibi değişik nedenlere) bağlı olarak gerçekleşiyor.
Kitleler,siyasal bilinç verilmediğinde, yavaş yavaş ısıtılan bir su kabı içinde,farkına varmadan haşlanıp ölen kurbağa gibi,yavaş yavaş asimile olur ve başka bir ulusal kimliğin parçası haline gelirler.Sıradan insan bu gibi oluşumların farkına varmaz.Çünkü bilinçsizdir ve asimle edenler tarafından uyutulur,kitleleri uyarmak isteyenler de bastırılır,hapse atılır ya da öldürülür (1990’larda 17,500 faili meçhul cinayet işlendiği de unutulmamalı).Siyasal bilinçlenmeye karşı çıkarak,sorunu soyut (temelsiz,alt yapısız) dönüş düşüncesine hapsederek,maalesef bilinçsiz kitleler gibi,derneklerimiz de asimilasyonun değirmenine su taşıdılar.
Artık buna bir son verilmelidir.
***
5.Bir toplum,bazılarının söylediği gibi,milliyetçi ya da ulusalcı düşüncelerle doğduğu/yaşadığı toprakları terk edip başka bir diyara göç etmez,göç etmesi ya da dönmesi için soyut sözler yetmez,somut (dönüşü özendirici) yapılanma da gerekir.Kırk yıldan beri bunu söylüyoruz,ama dinletemiyoruz.Kolay birşey sanılıyor dönüş işi.Sorunun çözümü sadece Adıgelere kalmış bir şey de değil.İşin,bir de Rus tarafı var.Rus tarafı kabul etmezse,çözüm de olmaz.O zaman başka yolları denemek gerekecektir.Yani çözümü zorunlu çok sayıda engel duruyor.Gidilecek yer anayurt olsa bile bu gerçek karşımızda duruyor.Kimse kimsenin maddi yükünü kaldırmaz,kaldırması da beklenemez.Orada,anayurtta 150 yıllık bir ayrılıktan sonra, artık baba ocağı,baba evi de kalmadı.Yani sorun bireysel ve basit bir sorun değil.
Aksini düşünmek ve çağrılarla,propagandayla dönüş olabileceğini sanmak havanda su dövmek olur.Öyle davranıldı,havanda su dövüldü.Aslında dönüş,genel anlamda tarihsel evrim yasalarına da ters düşer:Beyaz göçmenler Amerika’dan ya da Avustralya’dan geri döndüler mi?Bunların birçoğu para kazanıp zengin biri olarak Avrupa’daki evine dönmek amacıyla oralara gitmişti.Peki,Türkiye’den Avrupa’ya giden işçiler geri döndüler mi?..
Biz,1860’larda bir yerden başka bir yere,isteyerek göç etmiş insanlar değiliz.Soykırıma uğramış ve yurdundan sürülmüş insanların gurbetteki torunlarıyız.Anayurdumuzu unutmuş değiliz.Dil ve kültürümüz baskı altında,yasaklı.Bunun rahatsızlığını duyuyor,anayurda dönmek istiyor ve anayurda kavuşmanın yollarını arıyoruz.Yani normal göçmenlerden farklı bir kategori oluşturuyoruz.
***
Bizim avantajımız Adıge/Çerkes olarak varlığımızı sürdürme azmimiz ve anayurt idealini yaşatmakta olmamızdır.Bizi başkalarından,sözgelişi Macirlerden,sıradan göçmenlerden ayıran ana özellik de budur.Onların Türkiye dışı bir anayurt özlemleri yok,ama bizim var.
Gönüllü dönüş için lehte siyasal,sosyal ve ekonomik koşulların olması,iyi bir alt yapı oluşturulması,daha üst bir yaşam standardı sunulması,dönenlerin yönetimde söz sahibi olmaları,dönüşün devletçe ve etkili bir biçimde desteklenmesi gerekir.
Hiç birşey vermeyen hiç birşey alamaz.Bu espri iyi kavranmalıdır.
***
Rus hükümeti 18 ve 19’uncu yüzyıllarda Adıge toprağını yerli nüfusundan temizledi,köyleri ateşe verdi ve o yerleri güvenli bir yerleşim alanı haline getirdi,ardından devlet koruması altında Rus nüfusu getirip bu topraklara yerleştirdi.Yani Kızılderili,soykırım politikası uyguladı.
***
Dönecek olanlar için anayurt güvenli bir yer haline getirilmelidir.
***
İngiliz hükümeti de Birinci Dünya Savaşı galibi olarak, kendi korumasında Filistin’de/Arap toprağında Yahudilerin bir yurt kurmalarına izin verdi.İkinci Dünya Savaşı ve Hitler’in Yahudi Soykırımı Filistin’e yönelik Yahudi akışını yoğunlaştırdı.Yahudiler oralardan,Filistin yörelerinden kovulmuşlardı, dini merkezleri de Kudüs’teydi.1930’larda 100-130 bin olan Filistin’deki Yahudi nüfusu,İsrail Devleti kurulduğunda,Nazi soykırımından kaçışlar sonucu,1948’de 650 bine ulaşmıştı.
Zulüm gören ve daha üst bir yaşam standardı arayan Yahudilerin hedefi,Filistin değil ABD olmuştur,ABD’nin kabul etmedikleri ya da uzman (teknokrat/biliminsanı) olmayanlar Filistin’e ya da İsrail’e kanalize edilmiştir (2.Dünya Savaşı Sovyet mültecileri içinden nitelikli olanlar ABD'ye götürüldü,sıradan Kafkasyalılar da Orta Doğu ülkelerine döküldüler).Sözgelişi 1990’larda 1 milyon dolayında Rus Yahudisi İsrail’e göç etti.Nedeni,İsrail’de hayat standardının çok daha yüksek olmasıydı.O sıralar Rusya’da aylık ücretler 100 doların altında,İsrail’de ise 10 bin doların üzerindeydi.
Şimdilerde Kafkasya’da ya da Rusya’daki tam,yarım ve çeyrek maaşlar ne kadardır,bilemiyorum.Moskova-Baltık yöreleri dışında gelişmişliğin daha az,kazancın düşük ve durumun berbat olduğu biliniyor.
Bu nedenle olmalı,Başkan Thakuşın Aslan,dönüş için Adıge yaşam düzeyinin yükseltilmesini zorunlu görüyor.
***
Afrika sömürgelerine 18 ve 19’uncu yüzyıllarda Avrupalı nüfus yerleşmiştir.Bu tür yerleşmeler ana ülke (metropol) ve sömürge yönetimleri tarafından desteklenmiş,korunmuş ve kolonlara daha üst bir hayat standardı sunulmuştur.
Kafkasya ya da Rusya ise,Rus'un önünü açmış,Çerkes dönüşünün önüne engeller çıkarmıştır.Olumsuz bir tutumdur bu.Bu tutum değişmedikçe ve dost bir politika benimsenmedikçe,kitleler bir bilinmezliğe doğru gitmezler.İnsanların güvenlik,sağlık,konut,geçim derdi,çoluk çocuğu ve onların eğitimi,geleceği gibi sorunları var.İş,macera ya da çocuk oyuncağı değildir,ciddi bir sorundur…
Çözüm,herkesi devlet güvencesine alacak olan demokraside,demokratik devlettedir.
5.Soykırıma uğrayan ve anayurdundan atılan Çerkeslerin haklarının iadesi konusunda ‘ABD Kaliforniya Çerkes Derneği/Adyghe Khasa’ Başkanı Şıkh Çiçek şöyle diyor: “ Çerkesler’in şu andaki temel amacı, hayatta kalma mücadelesini sürdürmeleri için gereken temel şartların (-RF hükümeti tarafından-hcy) sağlanmasıdır...” ( http://www.cakhasa.com/; ‘Kaliforniya Çerkes Dernegi/Adıge Kase'nin Rus Duması'na Yazılı Teklifi’,Cherkessia.net,haberler,5 Haziran 2011).
Sayın Şıkh Çiçek'in görüşüne katılıyorum.
***
Çerkesçe ölüyor mu?
6.Çetao İbrahim,diasporada 50 yaş altı nüfusun Çerkesçe bilmediğini,benzeri bir asimilasyon sürecinin anayurtta da belirdiğini,Çerkesçe eğitimin gerilediğini,70 yaş altı Adıge yazarı kalmadığını,genç ve yeni yazarların yetişmediğini söylüyor.Çünkü yazarlık para kazandırmıyor,gençlerin ilgisini çekmiyor,gelecek vadetmiyor. Bu bir ölüm fermanı demektir.Maalesef doğrudur da.Hâlâ Türkçü politikalar peşinde koşan aymazların,‘bizim’ Türkçülerin ve Rusçuların kulağına ortak küpe olsun…
İbrahim ‘diasporada 50 yaş altı nüfus Çerkesçe bilmiyor’ diyor,ama demokratik bir devlet yönetimi olan İsrail’de durum hiç de öyle değil,çok farklı.Hepsi 4-5 bin kişi olan bu Adıgeler,çoluk çocuk Adıgece konuşuyorlar.Demek ki, devletçe istenirse 5 bin kişinin konuştuğu bir  dili yaşatmak da olanaklı.
Türkiye’de birçok Çerkes,Çerkesçe konuşmaktan çekiniyor,suçluluk psikozu yaşıyor,utanıyor ya da korkuyor.O hale getirildik.Bu politik atmosferi yok etmek gerekiyor.
İsrail Çerkesleri dışında,diaspora maalesef dökülüyor ve çok da vahim bir durumdur bu.Bu olumsuzluğun iki nedeni olmalı:
A) Politik:RF hükümeti özgürlükleri kısıyor,başka dilleri aşağılatıyor ve Rus olmayan bölgelere maddi yardımlarını azaltıyor,Ruslaştırmak için küçük ulusları iyice kıskaç içine alıyor.Bu bir devlet politikası olmalı,başka türlüsü olabilir mi?Adıge hükümetlerinin yetkileri kısıtlanmış, il yönetimleri düzeylerine düşürülmüş,yöneticiler halk tarafından seçilmiyor,Moskova’dan atanıyor.Etkili kararlar,yani asimilasyona karşı etkili önlemler alınamıyor,Moskova'dan korkuluyor.Aksi takdirde kapı önüne konmak da var.Asıl yetki Moskova’da.Ayrıca yönetici kişiler ve bazı toplum 'önderleri',hizmetleri ölçüsünde maaşa bağlanıyor ve ödüllendiriliyorlar.Bu gibi kişilerin Moskova’da lüks otellerde ağırlandıkları söyleniyor.Bu da ihanete davetiye yerine geçmez mi?Çerkesçe resmi dil,ama devşirilmiş olan yöneticilerden bir çözüm beklenebilir mi?
Kişilikli,demokrat,yani halka dayalı bir yönetim, böylesine etik olmayan,ulusun mezarını kazan bir politikaya göz yumar mı?..
1990’larda bu tehlikeli gelişimi ve beliren olumsuz işaretleri eleştiriyor ve önlem alınması gerektiğini yazıyordum.Ancak, birçok yalaka kişi tarafından, “dönüş ve anayurt düşmanı” olmak gibi saçmalıklarla suçlanabiliyordum.
Keşke yalakalar haklı,ben haksız çıksaydım…
Her şey,suçlayıcıların dediği gibi ‘güllük,gülistanlık’ idiyse,Kafkasya’daki bu berbat durumun,bu çöküşün nedeni ne olabilir?..
B) Nüfus azlığı,ekonomik çöküş ve kentleşme sorunu:Adıgey’in Adıge nüfusu,2002 yılı rakamlarına göre 108 bin,Kabardey’inki 500 bin,Karaçay-Çerkes'inki 50 bin,Adıgece de konuşan Abazinlerle birlikte 80 bin.Ancak Abazinler,işi Adıgelerden farklı taraflara da çekebiliyorlar.Şapsığ'ı,Uspensk'i saymıyorum,sayıları çok az.
Bu kadar az bir nüfus ile, devlet desteği olmadan,dil ve kültürü,daha geniş bir anlatımla ulusal varlığı korumak ve geliştirmek olanaklı mıdır?..
***
70 yaş altı Adıge yazarı kalmamış deniyor,siyasal baskılar dışında,nüfus azlığı ve ekonomik olanaksızlık gibi nedenler de önemli.Adıge yazarı sahipsiz ve aç.Nüfus az, az nüfusun okuyucu sayısı da az,reklamla beslenen medya açısından Adıgece liste dışı bir dil.Piyasa ekonomisinde Adıge yazar,yayıncı ve medyasının hayat hakkı kalmamış.O halde o gibi işleri devletin üstlenmesi,yazarlara sahip çıkması gerekiyor.Gerçekler bunu zorunlu kılıyor.Rusya’da 140 üzeri ulus bulunduğu da düşünüldüğünde,Adıgelerin işi kolay değil.
***
Sovyetler döneminde Adıge köylülerinin kendilerine ait kolhozları (köy tarım kooperatif çiftlikleri) vardı.Yaşam düzeyi düşüktü,ama yine,kolhoz köylüye iş veriyor,Adıgece kültürel çalışmalara (sözlük ve kitap yayını gibi işlere) parasal destek de sağlıyordu.Ayrıca Adıge yazarların yazı ve kitaplarına devlet bütçesinden,kitabın basım basamaklarına (bir,iki,üç basım basamakları,vb vardı) ve tirajına göre değişen telif ücreti ödeniyordu.Yani,tek nüsha basılan bir kitap için bile ücret ödeniyor,basım basamakları arttıkça ve tiraj yükseldikçe,ödenen para da artıyordu.Böylece küçük uluslar ve o ulusların dil,edebiyat,sanatçı ve yazarları,bir ölçüde de olsa, koruma altına alınmış ve desteklenmiş  oluyordu.Şimdilerde,maalesef  Adıge edebiyatı dersi müfredattan/okuldan atılmış bulunuyor.Bu bir aşağılama,bir hayat damarını kesme olayıdır.
***
Sovyet dönemi koşullarında,şimdilerde olduğu gibi, köyden kente göç gibi  bir sorun yaşanmıyor,az da olsa yazarlık para kazandırıyordu.O günün koşullarında o az para bile Sovyet ölçütlerine göre yeterli ve özendirici bir işlev taşıyordu.Şimdi Adıgece kitap yazıp geçineyim dersen aç kalırsın.Adıgece kitap, basım masrafını bile karşılamıyor.Maykop'ta yayınlanan Adıgece "Adıge maq" gazetesinin yüzde 90'dan çok gideri Adıge Cumhuriyeti devlet bütçesinden karşılanıyor.Adıge yazarlığı artık getirisi olmayan,terk edilmiş ya da terk edilmekte olan bir mesleğe dönüşmüş durumda.Bu bir batış işareti, bir trajedidir...
***
Köy ekonomisinin,küçük tarımın bitmesi ve işsizlik sonucu Adıge köyleri boşalmaya başlamış ve boşalmış durumda. Kente göç olayının tek teselli edici yanı,genel politika gereği,Adıgey dışına göçün kısıtlanmış olması.Yoksa durum daha da berbat olur,Adıge köylüler Krasnodar kenti ya da Rusya Rus nüfusu içinde dağılıp giderlerdi.
Kente göçün bir örneğini sunalım:1926’da Maykop’ta sadece 19 Çerkes yaşıyordu,çünkü 1936 yılı öncesinde Maykop Adıgey sınırları dışındaydı.1936’da Maykop Adıgey’in başkenti oldu,sayı üç yıl sonra,1939’da 1 802’ye çıktı (55 871 nüfus içinde yüzde 3,2).Maykop’taki Adıge sayısı -kolhozların dağılmasından sonra-,2002’de 26 130’a ya da Maykop nüfusunun yüzde 16,7’sine yükseldi.
Sayı ve oran şimdilerde daha da yükselmiş olmalı.
Sonuç,büyük çoğunluğun Rusça konuştuğu bir kent,Maykop ortamında Adıgece eriyor.Adıgece dersi haftada iki ders saati,diğer derslern hepsi Rusça,üstelik tek Adıgece dersin sınıftaki anlatım dili de Rusça.İvedi önlem alınmadığında bunun geriye dönüşü yoktur,bu bir asimilasyondur, önlemek ve önlem almak  yönetimin görevi.Ama nerede öyle bir yönetim?..
Dolayısıyla Adıge (Çerkes) yurtseverlerinin işi hiç de kolay değil…
***
Olumsuz tablo ve yakışıksız davranışlar
7.Çetao,önceleri DÇB’ye ‘büyük umutlar bağlandığını’,sonra onun da ‘sıradan bir derneğe’ dönüştüğünü söylüyor.Doğrudur ve bu sonuç,o koşullarda kaçınılmazdır.Yasal/legal dernekler büyük amaçları,kitle tabanları ya da maddi gelirleri olmadığında güçlü olamazlar.Örneğin,Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu’nun 400' er milyon liralık (250 milyon dolarlık) dev birer bütçeleri var.Adıgey'in devlet bütçesi nedir,250 milyon dolarlık bir bütçesi var mıdır Adıgey'in,bilemiyorum,belki Kabardey-Balkar'ın vardır.DÇB’nin ya da Kaffed’in ne kadar bir bütçesi vardır?Dahası Adıge Sosyal Bilimler Araştırmalar Enstitüsü’nün dişe dokunur bir bütçesi var mıdır?Enstitü haftada iki yarım gün çalışıyormuş.Hazin bir tablo...Kişiler, derneklere etkinlik kazandırabilirler.Ancak esas olanı,bilinçli kitle tabanı,ardından bilinçli kadrolar ve paradır.
Kafkasya’daki ve Türkiye’deki derneklerimizin kitle tabanları güçlü müdür?..
Kitle tabanı olan örgütlere örnek olarak, ‘Demokratik Toplum Kongresi’ (DTK) ile ‘Emek,Demokrasi ve Özgürlük Bloku’nu gösterebiliriz,o örgütlerin,-maddi durumlarını bilemem-,ama güçlü birer tabanı olduğu kuşkusuzdur,36 bağımsız milletvekilini seçtirmeyi ve 2,8 milyon oy toplamayı başardılar.Beklenmedik bir başarıdır bu.Geçmişin iktidar partileri,ANAP,DYP,DSP ve daha başkaları ise dökülüp gittiler,bittiler.Taban desteği ve Kürtçe’ye sahip çıkma nedeniyle,şimdilerde, Türkiye’de Kürtlerin düzinelerle Kürtçe yayın yapan televizyon ve radyoları var.Çünkü bilinçliler ve ağır bedeller ödediler.
Çerkeslerinse bir tane bile radyo ya da televizyonu yok.
Bu oluşumun suçlusu birilerinin,faşistlerin dediğine göre ‘Kürtler’ mi olmalı?..
***
Yine bizim Çerkes kimliğiyle Meclis’e girmiş tek bir temsilcimiz bile yok.Ama 17 bin Süryani/Hıristiyan adına Mardin’den seçilmiş bir Bağımsız Blok milletvekili var.Bu da Kürt sözcüğünden gocunan ‘Türkçü’ ve edilgen kişilerimizin,bazı dernek yöneticilerimizin kulağına küpe olsun…
Mücadele etmeden,tehlikeye göğüs germeden ilkel anlayışların alt edildiği ve hak alındığı nerede görülmüş?..
Bizde/Türkiye’de parasız,gönüllü;anayurtta da çeyrek maaşla çalışan biliminsanı,aydın ve yazarlar var.Ancak yoksulluk ve yoksunluk içinde dil ve kültür gelişebilir mi?Bu da bir aşağılamadır.Olumsuz bir pozisyondur.
İsrail’deki olumlu uygulama ise, kimsenin umurunda değil.Oysa örnek alınmalı.Orası Yahudi imiş.Peki burası nedir?Menfî şeyleri,bıtılığı/yamukluğu yeğliyor olmalıyız.Türk ve Arap; Yahudi’nin kendi Adıge'sine verdiğinin kırıntısını bile kendi Adıge'sine vermiyor,çok görüyor.'Kardeşlik' böyle mi oluyormuş?..Bundan dolayı utanmak gerekir.Tabii utanma denen şey kalmışsa…
***
Herşeyin başında özgürlük ve para gelir.Para olmadan hiç birşey yapılamaz.
Özgürlük diyoruz.Türkiye’de tutuklu seçilen milletvekillerinin,tutuklu bağımsızların ve bağımsız milletvekili Hatip Dicle’nin başına getirilen ‘hukuk’ rezaleti ortada.Böyle bir ortamda,demokrasiyi ve özgürlükleri savunmak dışında bir çıkış yolu,bir görev olabilir mi?..
Çok bilmişlerimiz Kürtlere demediğini bırakmıyor,utanmasızca “Türkçünün peşine takılmayacak da Kürtçünün mü peşine takılacağız” diyebiliyor,ırkçılığa ve faşizme kuyruk sallıyorlar.Mutlaka kuyruk olmamız mı gerekiyor?Geçmişte “Amerika’nın kucağından kalkalım da Rusya’nın mı kucağına oturalım?” diyorlardı.Bunlar aynı kişiler.Kraldan çok kralcı olan bu türden kişilerin sürüsüne bereket…
Hepsine bir çizgi çekmek gerekiyor.
Bu olumsuz oluşumda çok sayıda kişinin,derneklerimizin de sorumluluğu olmalı.
Yine,Sayın Çetao’nun dediği gibi, ‘sivil toplum örgütlerine sahip çıkmamız,destek vermemiz ve onları denetlememiz’ gerekiyor.Ancak bu yetmez,pasifist ve demokratik gelişime engel olan kadroları da yönetimlerden uzaklaştırmak,temizlemek gerekiyor.Bunu başaramadığımızda batış süreci hızlanarak sürecektir.
Derneklerimiz,maşallahı var, birer dans okuluna dönüşmüş durumda,dansçı yetiştiriyoruz.Sanki başka işimiz kalmamış.Bunun ötesinde de görevlerimiz olduğunu anımsamalıyız.
 
 
  Bugün 10 ziyaretçi (12 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=