adigehaber
  Çeviriler
 
 “Tarihçiler Geçmişe Kurşun Sıkıyorlar…”


20 Mart 2011
Hapi Cevdet Yıldız
 
Bu yazımızda, öncelikle, işinin ehli ve profesyonel olmayan birinin, tarihi konularda kısa ve kolay yoldan başarıya ulaşamayacağını söylemek (istiyoruz). Kuban yöresi (-Kranodar Kray-) tarihçilerinin genel görüş ve tutumları, farklı varyantlar bulunmasına karşın, bilim dışı ve insanı utandıracak bir nitelikte.
İşin burasında, başkasına ait olan bir yazıyı aktarıp, kendisinin imiş gibi gösteren (intihal,aşırma yapan) , başkasına ait olan bir yazının altına kendi imzasını atan, son derece yakışıksız davranışlarda bulunan kişilerle de karşılaşılıyoruz, oysa uzmanlar için aşırma (intihal) yazılarını açığa çıkarmak ve yazının asıl yazarını bulmak zor birşey değil. Örneğin, Dolmenler (İsp Evlerine) konusu var, dolmenler sorunu henüz çözümlenememiş, çoğunun incelemesi yapılmış ve bir sonuca bağlanmış da değil. Belirtmeliyim, incelenmiş ve kayda geçirilmiş dolmenler de içlerinde olmak üzere, dolmenlerin neredeyse tümü yok edilme tehlikesiyle karşı karşıya. Günümüzde, bilgi aşırma (intihal) durumu, basit hırsızlık ve benzeri kötü suçların yerini almış bulunuyor. Bilgisiz, bilinçsiz kişiler buldozerlerle İsp Evleri’ni tuz buz ediyor, ortadan kaldırıyor, Millattan 2 bin yıl önce ya da günümüzden 4 bin yıl önce yaşamış insanların bırakmış olduğu bir tarihsel mirasın (-kültürün-) kökü kazınıyor.
İşin burasında bir ders kitabının (пособие) ikinci başlığını yazan –tarihçi- Korotkov’a sormak isteriz: Mısır Krallığı tarihi, o ülke yerlisi olan (-Kopt,Kıpti-) halkın dili ve kültürü öğrenilmeseydi, petroglif (resim) ve piktograf (-oyma,işaret-) yazıları çözülmeseydi ya da inşa edilmiş piramitler ve sulama tesisleri, su bentleri bulunmasaydı ve bunlar günümüze ulaşmamış olsaydı, balzam (-reçineden ilaç geliştirerek mumya yapmayı-) bilinmeseydi, öğrenilebilir miydi?
Maykop Arkeolojik Kültürü gibi, o yörede yaşamış olan Megalitik-Dolmen Kültürü de tarihsel ve kültürel bir değer taşıyor, kalıntıları yok edilirse, o kültürü ve o kültüre ilişkin konuları kim ele alabilir ve inceleyebilir? -Batı- Kafkas Sıradağlarının her iki yamacı boyunca uzanan topraklar kadim Adıge (Çerkes) topraklarıdır, o topraklarda çok sert ve acımasız savaşlar yaşandı, Adıge ulusunun kökü kurutulmak istenmişti. Savaştan sonra, -1864’te- çok az sayıda Adıge kendi toprağında kalabildi (-yüzde 5 ve daha da azı-). Günümüzde Adıgeler 50 kadar yabancı ülkeye dağılmış/atılmış durumda. Soykırım artığı olarak Kuban yöresinde, kendi toprağında kalmayı başarmış olan bir avuç Adıge’nin adı bile, yöre tarihinden silimek isteniyor,bunu yapmaya çalışan (-devlet destekli-) utanmaz kişiler var.
Rus generalleri, utanmadan, Çerkeslerin kendi istekleriyle yurtlarını terk edip bir dış ülkeye göç ettiklerini söylüyorlar. İlk yalan, Kafkas Orduları Kurmay Başkanı General Milyutin tarafından söylendi. “Kendi istekleriyle” Osmanlı topraklarına göç eden Çerkeslerin terk ettiği topraklar ve köyler Kazaklara sunuldu. Ulusumuzun gen yapısı/havuzu (генофонд) tahrip edildi, bu tahrip durumu 1917 devrimi öncesinde ve Sovyetler döneminde de gizleniyordu, günümüzde de gizlenmeye çalışılıyor. Krasnodar Kray marşı, Müslümanlar ile Kazakları birbirine düşman edecek bir içerikte. Rusya’nın üst yöneticileri Hıristiyan dini ile İslam dininin yanyana gelişmelerini istediklerini söylüyorlar (Hıristiyan dini önceleri de önemli bir baskı görmemişti). Ancak bu iki dine eşit hak ve fırsatlar tanınmıyor. Durum böyle. Ancak, Kuban yöresinde konumlanmış olan Krasnodar Kray ile Adıge Cumhuriyeti’ndeki insanlar karşılıklı bir hoşgörü ortamı içinde birlikte yaşıyorlar. Ancak Krasnodar Kray Valisi A.N.Tkaçev, geçmişte sömürgeci Rus ordularının Adıgelere karşı yürüttüğü savaşı ve bu savaşın korkunç sonuçlarını halktan gizlemeye, üstünü örtmeye ve unutturmaya çalışıyor!
Rus generalleri, ordu komutanları, hiçbir suçu olmayan Adıgelere karşı son derece acımasız davranıyor ve sel gibi Adıge kanını akıtıyorlardı, döktükleri kan ölçüsünde de Rus Çar’ından taltifname, madalya ve üst rütbeler alıyorlardı,bu durum bile gerçeği açıklamaya yeter. Bu tür “yararlı çalışmaları” nedeniyle Adıgelerin kafalarını kestirip laboratuvarlara gönderen General Zass’ın heykeli Armavir’e, General Lazarev’in anıtı da Psışşuape’ye (Lazarevsk) ikişer kez olmak üzere dikildi. Krasnodar Kray Valisi Tkaçev de, Çariçe II.Yekaterina’nın anıtlarını Krasnodar’a diktirmenin hazırlıkları içinde. Vali, II.Yekaterina’nın Rusya için yaptığı iyilikleri unutmuyor. Çünkü, II.Yekaterina, Zaporojye Kazaklarını toprak tahsis ederek ve –Ukrayna’dan- göç ettirerek Kuban Irmağının sağ/kuzey taraflarına yerleştiren kişidir. Yeni yerleşimci Kazaklar yer adlarını ve ırmak isimlerini kendi akılları sıra değiştirdiler, o yerlerin Adıgece olan yerel adlarını kaldırıp yerine Rusça yeni adlar koydular. Böylece, Adıgeler açısından çözülmesi zor yığınla sorun yaratmış oldular. İşin ilginç olan bir yanı da, geçtiğimiz yüzyılda (-20’nci yüzyılda-), Ruslar da dahil, hiçbir kişinin kendini ulusunun adıyla tanıtamıyor olmasıydı, buna uymayan hapse atılıyordu (1). Daha sonra, giderek, üç bıktırıcı ad kalmıştı geride: Samoderjavie (otokrasi,taht), Pravoslavie (Ortodoksluk), Narodnost (ulus/milliyet).
Tarih bilinci olmayan kişiler yukarıdaki sözcüklerin ne anlama geldiğini bilemezler, bu sözcüklerden bir iyilik bekleyenler yanılırlar. İki yüzyıl kadar önce Adıge toprağını ele geçirip o topraklara yerleşen Rusların Rus Çar’ının direktifleri doğrultusunda hareket ettikleri biliniyor, ders kitaplarında da yazılı. Ata toprağında kalmış olan yerli nüfus ise, büyük –Rus- ulus şovenizmi tarafından kirletilmiş olan zehirli bir atmosferi solumak zorunda kalmıştı. Bu atmosferin soykırım artığı olan küçücük Adıge toplumu üzerinde yaratmış olduğu derin travmayı, hiçbir tarihçi dikkate almıyor. Yüz yıl öncesinde yazılmış olan kitaplarda, Rusya İmparatorluğu’nun Kuzey Kafkasya’da yağmacı bir savaş yaptığı yazılıyor, itiraf ediliyordu. Savaştan sonra, Adıge kalıntıları,dağınık adacıklar halinde birbirlerinden kopmuşlardı. Bu hazin tabloya karşın, Adıge halkına karşı acımasız bir savaş yürütüldüğü ve bir halkın yok olmanın eşiğine getirildiği gerçeği gizleniyordu. Sovyet yönetimi döneminde bile, Adıgeler huzura kavuşamadılar, ulusal topraklarımız üzerinde 5 ayrı region (idari birim) oluşturuldu: Kabardey (-şimdi KBC-), Çerkesya (-KÇC-), Adıgey (-AC), Şapsığ ve Varp uç yöresi (okraina). Son iki yörede –Şapsığ ve Varp’da (Armavir’de)- soykırımcı/cani generallerin (-Lazarev ve Zass-) taş heykelleri dikili. İkinci Dünya Savaşı’na Şapsığ’dan katılan binlerce kişi, savaştan sonra Şapsığ rayonu diyerek geri döndükleri yerde, karşılarında –ödül olarak–Rus Lazarevsk rayonunu buldular (2).
-Lazarevsk’e ya da eski Şapsığ’a dönen ve- “sevinç gösterileriyle” karşılananlar içinde Sovyetler Birliği Kahramanı Açumıj Aydemir ile Şuts’e Abubekir (ШIуцIэ Абубэчыр) gibi –Şapsığlar- da bulunuyordu. Faşizmi –Almanya’yı- yenen ve zaferle dönenler arasında, tüm milliyetlerden Sovyet yurttaşları gibi, Adıgeler de vardı. Ancak savaştan hemen sonra Adıgelere karşı çok soğuk davranılmaya başlandı (3). Daha önce,Rus-Kafkas Savaşı Adıgeleri kimliksizleştirmiş,Adıgelerin öteye beriye dağıtılmalarına yol açmıştı.Örneğin,Adıge Cumhuriyeti ne zaman ve Kuban yöresinin ne kadarlık     bir bölümünde kurulmuştu? Kadim bir kültürün taşıyıcıları olan Adıgeler, komşularından asla daha geride insanlar değildiler, başkalarına imrendikleri ya da aşağılık duygularına kapıldıkları da yoktu. Adıgeler, Kuban yöresinin bir jeopolitik etkeni ve o yörede ilk oluşmuş olan bir insan topluluğudurlar.  
“Kuban Yöresi Tarihi” adlı kitapta Kuban yöresinin en eski halkı olan Adıgelere çok az ölçüde yer verilmiştir. Korkunç bir saldırıya uğrayan ve yok olmanın eşiğine getirilen Adıgelere, koca kitapta sadece birkaç sayfalık bir değinme var. İlginç olan başka bir özellik ise, kitapta Adıge toprağının savaş ve gasp yoluyla ele geçirildiği gerçeğine asla değinilmemekte olmasıdır.
Hlinina, Adıge Devlet Üniversitesi’nde okumuş, ardından aynı yerde tarih bilimleri doktoru olmuş biri. Bir Adıge/Çerkes deyimi var, “Çıktığı yere dudak büküyor” der (‘Qızeriç’ığem upşşe féşşıjı’ ya da Türk varyantıyla ‘Yumurta kabuğunu beğenmemiş’). -Rus bayan-Hlinina da o gibi biri, işe başlar başlamaz Adıgelerin tarihini “yerli yerine oturtmayı” kendine görev edindi ve elinden geldiğince Adıge tarihini silikleştirmeye başladı. Tarih biliminde kullanılan bilimsel yöntemler, yol ve ilkelere aldırmadan, böyle şeyleri hiç dikkate almadan, büyük ve kadim bir tarihi ve kültürü bulunan halkımızı, yakın bir tarihte oluşmuş bir ulusmuş gibi göstermeye kalkıştı, kendisine profesyonel bir platforma yükselme olanağını sunmuş olan insanlarla didişme içine girdi. Mesleğini (tarihi) seven ve geliştirmek isteyen kişiler açısından Hlinina’nın bu tutumu hiç de olumlu karşılanamaz. Önemli olanı, tarihsel olayları, devlet düzenini ve tarihte yer almış olan kişilikleri doğru bir biçimde ortaya koymaktır. Sovyetler döneminde düzgün bir (inceleme) yapılmadan, kişinin burun ölçüsüne,yüz genişliğine ve vücut yapısına göre, -yani sıradan verilere dayanılarak- hüküm veriliyor ve Çarlık rejimi kötüleniyordu. Sovyet sonrası dönemde de, bir süre Çarlık rejimi kötülenmeye devam edildi. Ancak, şimdilerde durum değişti, o (-Rus olmayan-) uluslara zulmetmiş olan Çarlık rejimi artık eleştirilmiyor, tam aksine yüceltiliyor.
18 -19.yüzyıllarda Rusya İmparatorluğu yeni topraklar ele geçirmek için süngü gücünü Doğu’ya yöneltmişti. “Uygarlığı uzaklara taşımayı amaç edinmiş olan” bu istilacılar Kafkasya Dağlılarını vahşi/yabani ve dünya bilincinden yoksun ve çok geri insanlar olarak tanıtıyorlardı. Kendine özgü bir demokrat olan Pestel’in (Пестель) gazetesi “Russkaya Pravda”da şunlar yazılmıştı:1. Kararlı bir biçimde, Rusya ile İran arasında ve bu sınırın kuzey taraflarında yaşayan insan topluluklarını (-Çeçen ve Dağıstanlıları-) yönetimimiz altına almalıyız…2. Kafkasya uluslarının tümünü iki öbeğe/gruba ayırmamız yerinde olur: Barış içinde yaşayanlar ve yaramaz/yönetilemez olanlar. İlk kümedekiler yerlerinde bırakılmalı ve Rusya sistemine dahil/entegre edilmeli, ikinci kümeye giren topluluklar ise tek tek aileler halinde Rusya’nın değişik yerlerine dağıtılıp yerleştirilmelidir. 3. Kafkas toprağından sürülecek olan yaramaz toplulukların terk edecekleri topraklar, Kafkasya’ya gönderilecek olan yeni Rus göçmenlere, eşit paylar halinde bölüştürülerek dağıtılmalıdır. Böylesine bir yöntemle/uygulamayla Kafkasya’daki sorunların önü alınır, Kafkasya barış içinde yaşanan bir Rus bölgesi haline gelir, bunu yapmak gerekir”. “Argumentı i faktı”/ “Аргументы и факты”,N 45,91.
Adıge/Çerkes toprağına yerleştirilmiş olan bu insanların-Rusların- neler düşündüklerini tam olarak bilemiyoruz. O insanların torunlarının bugün neler düşündüklerini anlamamız ise, daha da olanaksız. Rusların Adıge topraklarına göç ettirilerek yerleştirildikleri dönemde olduğu gibi, bugün de o insanların Çarlık’ı kınadıklarını hiç duymuyoruz, Çarlık Rusya’sının Ruslar da dahil, bütün uluslar için bir hapishane olduğu gerçeğinden ise asla söz etmiyorlar. Çoktan beri şöyle deniyor: Savaşı politik kışkırtıcılar (provokatörler) tezgahlar, generaller ve subaylar örgütler, askerlerle milisler de savaşırlar, savaşan uluslar (insanlar) karşılıklı olarak kayba uğrarlar. Savaşın adını, nedenini doğru dürüst açıklamayan komik/ kaçamak bir açıklamadır bu, böyleleri çoğunlukla sömürgeci saldırganlar gibi uzayıp giden anlamsız sözler sıralarlar: Büyük Rusya İmparatorluğu için Karadeniz’e uzanacak yollara gereksinim vardı, Adıge ve diğer Kafkas halklarının topraklarının işgal edilmiş olması, aslında Adıgeler ve diğer Kafkas halkları için de yararlı sonuçlar getirmiştir, diyorlar ve bu görüşün gerçekçi olduğunu kanıtlamak için çalışıyorlar.
Rusya İmparatorluğu’nun Adıgelere uyguladığı benzersiz zulüm politikası, Adıge ulusunu yok olmanın eşiğine getiren vahşi savaş ve savaşın yol açtığı yıkım, hala dünyadan gizlenmeye çalışılıyor, ancak bu sinsice uğraşların hepsi boşuna, Adıge ulusunun genetik havuzunun (генофонд) Rusya İmparatorluğu tarafından tahrip edilmiş olduğu gerçeği bütün bir dünya tarafından biliniyor. Bu kanlı savaşı, Çerkeslerin kendilerinin –belgeleriyle- ortaya koymaları da engellenmek isteniyor, -bunu baltalamak için ırkçı tarihçiler– var güçleriyle çalışıyorlar. Sovyet tarihçileri de aynı doğrultuda çalışıyorlardı (4) .Demokratik tarihçilik denilen kesim de, bu büyük savaşın (-Kafkaslılara karşı yürütülen savaşın-) çıkış nedeni, amacı, seyri, sonucu ve olayların açıklanması gibi konularda hiçbir ciddi çalışma yapmış değildir. Aksine Rus tarihçiler, hiçbir suçu olmayan Adıge ulusunun Çarlık orduları tarafından katliama tabi tutulmuş, denizde boğdurulmuş ve yabancı bir ülke (-ilgisiz üçüncü ülke-) toprağına atılmış olmaları gerçeğini, her yerde karşılaşılabilen/sıradan olaylardan biriymiş gibi göstermeye çalışıyorlar.
Tarihçilerin ve tarih yazıcılarının yazdıkları yazılar arasında doğru olmayan birçok şeyle karşılaşıyoruz. Bu olumsuzluğun kısa bir süre içinde düzelmesini, doğru bir tarihçilik anlayışının benimsenmesini beklemiyorum, böyle bir şeyi beklemenin boşuna olacağını da biliyorum. Tarihçi birşeyleri bekler. O kişiler, Sovyet tarih konseptini (dünyaya bakış biçimini,olup bitenleri yorumlama sistemini) ve metodolojisini çoktan sattılar, bilime ihanet ettiler. Ancak yazmış oldukları uydurmaları bir çırpıda yok etmek de ellerinde. Öyle yapmaları “gerektiğini” anladıkları takdirde onu da yapabilirler (5).
Krasnodarlı bilimdamlarının yazdıkları hemen herşeyi gözden geçiriyor ve incelemeye çalışıyorum, incelemelerim sonucu yukarıda belirttiğim görüşlere ulaşmış bulunuyorum.
Doç.Dr.Yemıj Ruslan, Adıge Devlet Üniversitesi öğretim üyesi, tarihçi.
Adıge maq,16 Şubat 2011
Çeviri:Hapi Cevdet Yıldız
Bilgi notları:
(1)- Stalin döneminde öyleydi.Kişilerin ulus adlarını belirtmeleri istenmezmiş-hcy
(2)- Karadeniz kıyısında 1922’de Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti’ne katılma isteğiyle,Abhazya’ya değin uzanan Karadeniz kıyısında ‘Şapsığ Özerk Sovyet Sosyalist Cumuriyeti’ kurulmuştu,nüfusu 50 bin idi.Cumhuriyetin bir amacı da,Osmanlı topraklarına zorla sürülmüş olan Adıge-Çerkesleri geri getirmek idi.
Lenin’in ölmesi ( 21 Ocak 1924) üzerine ipler Stalin’in eline geçti.Daha önce Moskova, Şapsığların özerklik talebini ilkesel anlamda yerinde bir talep olarak karşılamış ve kabul etmişti.İktidar değişikliği sonucu, 23 Eylül 1924’te ‘Şapsığ Ulusal Rayonu’ kuruldu.Rayon 24 Mayıs 1945’te kaldırıldı.Daha fazla bilgi için bkz. ‘Şapsığ Ulusal Rayonu’-Vikipedi.-hcy
(3)-Bu durum Türkiye’deki durumu anımsatmıyor mu?Kanlarını döken ve Kurtuluş Savaşı’na katılan Çerkesler itelenip,dil ve kimlikleri bastırılmamış mıdır?-hcy
(4)-Önemli Rus arşivleri,özellikle askeri arşivler Çerkeslere ve Çerkeslere ilişkin araştırma yapacak olanlara hala kapalı tutuluyormuş.Bu da Rusya’nın ne ölçüde bir demokrasi olduğunun belirteci değil midir?Arşivlerde savaşa,1864 yılı öncesi ve sonrası döneme ilişkin geniş bilgi ve belgeler bulunduğu kuşkusuzdur.Bu bakımdan,şimdilik açık olan Gürcistan ve Ukrayna arşivlerinden yararlanmak gerekir diyorum.Çünkü Tiflis,Kafkasya Genel Valiliği’nin ve Kafkasya Orduları Komutanlığı’nın merkezi idi.Nitekim Şapsığ ve Natuhay bayrakları da Tiflis’teki bir Rus askeri deposunda bulunmuştu.-hcy
(5)- Yıl, 1967.Antalya Aksu İlköğretmen Okulu’nda göreve yeni başlamış bir öğretmenim.O gün,bir cumartesi yaz günüydü,Antalya Komünizmle Mücadele Derneği tarafından bir konferans düzenlenmiş,İstanbul’dan getirilen Necip Fazıl Kısakürek ‘Komünizma ve Hakikatler’ konulu bir konferans vermişti.Valilikçe memurlara izin verilmesine karşın konferansa katılmamıştım.
Aynı gün akşam üzeri iki yardımcısı ile birlikte Antalya Milli Eğitim Müdürü Ömer Lütfi Göksel okulumuza gelmişti.Müdür,okulumuz müdürü ile birlikte okulu dolaşıyordu.Ben ve Bolu’lu bir öğretmen arkadaş-Abdülkadir Çelik ve iki Milli Eğitim Müdür yardımcısını karşılamış,okulumuz lokalinin bahçesine geçip çay söylemiştik.
Konuğun biri Necip Fazıl için,”O ne bilgi,o ne ilim,o ne derya,adamın (,)ağzından ilim fışkırıyor” dedi,öteki de “Bayıldım adama,komünistlerin yüreğini hoplatmıştır” dedi.Necip Fazıl’ı İstanbul’dan,öğrenciliğimden tanıyordum,hiç sevmemiştim.
“O adamı tanıyorum,öyle büyütülecek biri değil,kumarcının teki” dedim.
Bunun üzerine konuk, “Bu kişi burada öğretmen mi?Kim oluyor bu?” diyerek sert sert yüzüme baktı,parmağıyla beni işaret etti.
Yanımdaki hemşehri öğretmen, “Aman,hemen özür dile,yoksa başın belaya girer,henüz stajyersin” dedi.
Ben de, ‘ok yaydan çıkmış hesabı’ geri adım atmadım, “Ne diye özür dileyecek mişim?” dedim.Meslekten atılmayı göze almıştım.
Derken baktık,Milli Eğitim Müdürü önde,kendi müdürümüz de ellerini bitiştirmiş onun arkasında merdiven basamaklarını çıkıyorlar.İçimden ‘Şimdi bu iş tamam,öğretmenlik bitti’ dedim.
Müdür ortada nahoş bir durum olduğunu anlamıştı. “Ne oldu?” diye sordu.Müdür Baş yardımcısı da “Necip Fazıl’ı konuşuyorduk” dedi.
“Ha,o mu?” dedi Müdür. “O adamın bütün gayesi Hükümeti Cumhuriyeyi istismar,istiskal ve reddir.Bir numaralı Atatürk düşmanıdır.Araplardan,Mısır’dan mı ne para alır”.
Bunun üzerine Müdür Baş yardımcısı hemen öne atılıp, “Evet,Biz de öyle düşünmüştük” dedi.Hemşehrim öğretmen de,bana dönüp sessizce kulağıma fısıldadı: “Özür dilerim,yanılmışım” ...
Anlaşılan ırkçı Rus tarihçileri de o kıratta kişiler olmalılar.Onlara da bir müdür gerekir,diyebilirim.-hcy
 
Not:Tire içindeki eklemeler çevirmene aittir.-hcy

***
Rus Faşizmi Karşısında Direnen Bir Toplum: 
Şapsığ ,Anadilini Yitirmeme Uğraşısında

 
Krasnodar Kray’ın Soçi/Psışşope (Lazarevsk) ve Tuapse  rayonlarında  çok  eskilere dayanan yerleşmiş  bir Adıgece eğitim sistemi vardı ve uygulanıyordu.Daha sonra,Çerkesçe eğitim sisteminin altı sinsice oyulmaya başlandı ve oyuldu,bu oyunun açığa çıkmaması için de,bazı çalışmalar (aksiyonlar) yapılıyormuş oyunları oynandı (1).Bu süre içinde,devlet,hiçbir  talebimize hiçbir yanıt vermiş değil.
 20 yıl önce,1990’lı yıllarda,Karadeniz Kıyısı Şapsığ yöresi öğretmenleri Adıgece/Çerkesçe’yi öğretmek için ellerinden geleni yapıyorlardı.Çerkesçe öğretmenleri,bürokratik çevreler ile bilinçsiz velilerden kaynaklanma sıkıntı ve engellemelerle de karşılaşıyorlardı.Yine de pes etmiyor,her bir öğrenciye Adıge anadilini ve ulusal mirası (kültürü) öğretmenin bir yolunu buluyorlardı.Sadece okullarda değil,çocuk kreşleri ile anaokullarında da Adıgece’yi öğretme işiyle ilgileniyorlardı.
 -Anadilimizi ve kültürümüzü öğretme ve geliştirme çabaları 1990’lı yıllarda hızlanmış ve büyük bir boyuta ulaşmıştı,-diyor Şapsığ Ulusal Konseyi (Toplum Parlamentosu) Başkanı, “Adıge Xase”nin  eğitim komitesi Başkanı ve Krasnodar Kray kıdemli öğretmeni Ğoşo Aslan.-Sözgelişi,önceleri,öğretmeni olduğum Şeh’ek’eyşho (Bolşoy Kiçmay) köyü  okulunda Adıgece ile Adıge edebiyatı öğretimi için haftada 5-6 saat ders verebiliyorduk.Bunun dışında Adıgey’in tarihi ve coğrafyası üzerine de dersler veriyorduk.Öğrenciler bütün bu derslerden test ve değerlendirme sınavlarına alınıyor ve  diploma alıyorlardı.
 Etnik kültür üzerine ders saatlerini korumak/elde tutmak ve bu konuda belirecek engelleri aşmak kolay uğraşlardan  değildir (2).Her bir artı ders saatinin bizim için yaşamsal bir önemi vardır,ulusal mirasımızı (kültürümüzü) ancak bu yolla koruyabileceğimizi yöneticilere söylüyor ve   ısrarcı oluyorduk.Ama kimin umurunda?Göstermelik olark,lütfen bizi dinlermiş gibi yapıyorlardı (-arkamızdan gülüyorlardı-).Şimdilerdeyse,buna bile   gerek duymuyorlar (3).
 Şapsığların Xase (Adıge Xase) Başkanı Ç’aç’ıhu Mecid de  bizimle aynı görüşte.
 -Çocuklarımızın Çerkesçe öğrenmeleri konusunda birçok eksiğimiz vardı,yine de,eskiden  her bir öğrencimizin Şapsığ’da (4) Çerkesçe olarak okuma olanağı vardı.Gençlerin Çerkesçe’yi daha iyi öğrenmeleri ve kullanmaları için Çerkes kültürü,edebiyatı ve tarihi ile ilgili toplantılar,bilgi yarışmaları ve konferanslar düzenliyorduk.Kitaplar yayınlıyor,her konuda öğretmenlere yardımcı olmaya çalışıyor,öğrenciler için gerekli olan ders ve edebiyat kitaplarını okullara ulaştırıyorduk.
 Bu son on yılda Çerkesçe öğretimi iyice geriledi (-çökmeye yüz tutu-),çözümü gitgide  zorlaşan sorunlar belirdi.Öğrenci sayısına göre, devlet okullara tahsisat göndermeye başladı.Az öğrencisi olan   okullara,en çok da Çerkesçe’nin öğretildiği okullara gönderilen tahsisatlar azaldı ve bir işe yaramaz,-diş kovuğunu doldurmaz- hale geldi.Böylece sıkıntı çekmeye ve umarsız durumlara düşmeye başladık.Bu olumsuz gelişim,kreş,anaokulu ve diğer okullarda sürdürülen Çerkesçe eğitimi de vurdu.İlgisizlik ve  duyarsızlık iyice yaygınlaştı.Yetkililer bu olumsuz gelişimi –Şapsığların- ilgisizliğine  bağlamaya çalışıyorlar.Yıllarca Çerkesçe ders vermiş olan öğretmenlerin birçoğu işsiz kaldı.Adıgece öğretmenleri arasında emekliye sevk edilenler de oldu.Durumu kaygıyla izleyen gençler ise,emeklilerin yerini almaktan çekiniyorlar.Devletin Çerkesçe öğretmenliğini itibarsızlaştırma ve gözden düşürme politikaları bilindik oyunlardan.
  Bu tür sorunlar devlet desteği olmadığında ve karar verici yerlerde Çerkes temsilciler de bulunmadığında,az nüfuslu (-ve de yoksul-) ulusların çözebileceği şeylerden değil.Devlet desteği olmadan dil ve kültür sorunları çözülemez,dil ve kültür  yaşatılamaz.Bu gibi şeyleri dikkate almayan bir çözüm de olamaz.
 Rakamlar herşeyi belli ediyor:1990’lı yıllarda Çerkesçe 14 okulda öğretiliyordu,bu okullar Psışşope ve Tuapse rayonlarındaki Şeh’ek’eyışho,Şeh’ape (Golovinka),Aşape,Mekupse, Sovetkuace,Nejıgo,Hacıko, Psışşuape (üç okul),Ts’eps,Ğuako ve Aguy-Şapsığ   köylerindeydi.Şimdilerde Çerkesçe öğretilen sadece üç okul kaldı-Şeh’ek’eyışho,Hacıko ve Aguy-Şapsığ  (5) köy okulları.Bu üç yerde de yeterli bir Çerkesçe eğitim veriliyor diyemeyiz.Örneğin,bu üç okulda Adıgece ve Adıge edebiyatı dersleri program/müfredat dışına atılmış durumda.Bu dersler ayrıca (kurs, ‘krujok’ niteliğinde) öğretiliyor.Bu durum yüz kadar yıl önce Şapsığların okuma yazma bilmedikleri bir dönemi,o zamanki okuma yazma kurslarını/halk okullarını anımsatıyor.Şu sıralar Çerkes çocukları içinden Çerkesçe öğrenenlerin oranı Psışşope rayonunda yüzde 30,Tuapse rayonunda da yüzde 15 gibi son derece düşük bir düzeyde.
 -Bir süre önce Ş’açe (Soçi) Eğitim Merkezi’nin bir metod düzenleme bölümü vardı,ama kaldırıldı.Şimdiye değin Çerkesçe’yi koruma konusunda Metod  Bölümü’nün  desteğini  alıyorduk,-diyor Ç’aç’ıhu Mecid.-Bu merkezi Bevse Nine yönetiyordu, görevini de başarılı bir biçimde yerine getiriyordu.Ayrıca Bevse Nine,Tuapse ve Psışşope rayonları Çerkesçe öğretmenlerinin bağlı olduğu idari bölümün de  başkanı idi.Bürokratlar ve yöneticiler Bevse Nine’yi,sonunda  iş göremez bir duruma düşürdüler, o da istifa etmek zorunda kaldı (6).
Şimdi Soçi kentinde yaşayanların değişik ulus dillerinin (Çerkesçe de dahil) öğretilmeleri işleriyle bir Ermeni bayan ilgileniyor,bu kişi Soçi Eğitim Merkezi uzmanı olan Roza Koçkonyan’dır.
Şapsığlar anadili eğitimi hak ve olanaklarını fiilen yitirmiş durumdalar.Sorunu birçok kez Krasnodar Kray ve Rusya Federasyonu yetkili makamlarına ulaştırdık,çok sayıda yazılı başvuru yaptık.Ancak hiçbir yanıt alamadık,alamıyoruz.Yanıt alamıyoruz diye  sinip oturacak ve susacak değiliz..Kıyıboyu Şapsığlarının Zefes’ini (Ulusal Meclisi’ni) en kısa bir süre içinde toplayacağız,sorunu orada görüşüp gereken ne ise onu  yapacağız.Haklarımızdan vazgeçecek değiliz.Dilimizi yitirmemek için bütün bir ulus olarak kenetlenmeliyiz,her ulus gibi,bizim de  haklarımız var.Her koşulda haklarımızı   korumakta kararlıyız (7). .
Bu son dönemde dilimizi öğretemez durumlara düşmüş olmamız,sanki önemsiz ve üzerinde durulmaya bile değmeyecek bir şey gibi gösterilmeye çalışılıyor.Ayrıca,Soçi’de göstermelik bazı toplantı ve etkinlikler (piar-aksiyonlar) düzenlenmeye de başlandı.Bir süre önce öğrenciler arası Adıgece,Ermenice ve Gürcüce yarışmalar düzenlenmişti.Bir Adıge/Şapsığ grubu oluşması için gerekli/zorunlu  olan 11 Çerkes katılımcı öğrenci sayısını her iki rayonun öğrencileri arasından zar zor derleyebilmiştik.Sistem Adıgece’yi öğretmeme üzerine kurulu,bu nedenle yarışma aslında göstermelik.Beş öğrenci Şeh’ek’eyşho,iki öğrenci Şeh’ape,dört öğrenci de Hacıko köyünden geldi.Öğretmenler öğrencileri yarışmalara hazırlamak için ellerinden geleni yaptılar,ama bütün sınıflarda   yarışacak sayıda öğrenci bulamadılar (-Yarışmaya ancak bazı sınıflarla sınırlı olarak katıldılar-).
 Bilgi yarışmasında birinci gelen Şapsığ öğrenciler:7’nci sınıflarda-L’ıf Laris (Şeh’ek’eyşho),8’inci sınıflarda-Mecece Bell (Şeh’ek’eyşho),bu iki öğrencinin köyünden,Şeh’ek’eyşho’dan  Nıbe Zayır,son sınıflar arası yarışmada birinci oldu.İkinci gelenler arasında Ç’aç’ıhu Larise (Hacıko),Huşt Suret (Şeh’ek’eyşho),her ikisi de 7’nci sınıf öğrencisi.Üçüncü gelen öğrenciler ise Hacıko köyünden Ğoşo Fatima (7’nci sınıf) ve Ş’ıj Svetlan’dır (8’inci sınf)
Resimdeki-Şapsığ ‘Adıge Xase’ Başkanı Ç’aç’ıhu Mecid
Nıbe Anzor
Şapsığ gazetesi muhabiri
Adıge maq,14 Mart 2011
Çeviri:Hapi Cevdet Yıldız
 
Bilgi notları:
(1)-Maalesef bu tür oyunlar Slaviyan,Türk ve Arnavut ırkçı/faşistler arasında hala yaygın durumda.Bu tür işleri programlayanlar son derece adi,cani karakterli ve pis kişiler.Bu tür oyunlar yüzünden Sovyetler dağılmış,Yugoslavya parçalanmış,Osmanlı İmparatorluğu da yok olmuştu.Türkiye’deki demokratik gelişime karşın,son 10 yıldan beri bu tür pis oyunlar, Rusya’da  devletteki bazı ırkçı/faşist kadrolar eliyle sahnelenmeye çalışılıyor.Soçi’deki Şapsığlar büyük bir soykırım ve etnik temizlik programının hayatta kalmış artıkları.Anlaşılan 1860’ların soykırım politikaları,günümüzde de dil ve kültür soykırımı biçiminde sürdürülmeye çalışılıyor.-hcy
(2)-Gerici iktidarlar ve faşist bürokratik çevreler daima küçük halkların dillerini yok etmeye,küçük toplulukları asimile ederek yutmaya çalışırlar.Bununla kendi ulusları lehine bir kazanım elde edeceklerine inanırlar.Rusya’da ve Türkiye’de  oynanan oyun budur.Dikkat edilirse,Türkiye’deki ırkçıların ileri gelenleri Balkan/Selanik göçmeni kökenlidir.-hcy
(3)-Bu da faşistlerin mesafe aldıklarını ve pervasızlaştıklarını belli ediyor.Diaspora Rus faşizmini teşhir ederek ve sık sık protesto ederek Şapsığlara destek vermelidir.-hcy
(4)-Şapsığ denen yer,günümüzde Ş’açe (Soçi) Metropoliten Alanı ve Krasnodar Kray’ın Tuapse rayonudur.Daha önce Kuban Irmağından Abhazya’ya uzanan Karadeniz kıyıları ile art ülkesine Şapsığ deniyordu.Buralarda şimdilerde 30 binin üzerinde bir Şapsığ ya da Müslüman nüfusunun bulunduğu biliniyor.-hcy
(5)-Şeh’ek’eyşho- Karadeniz kıyısındaki Şeh’ape (Golovinka) köyünden 7 km içeride,Şeh (Şahe) Irmağı vadisinde 500 üzeri nüfuslu bir Şapsığ köyü.
Hacıko-Aşe Irmağı kıyısında küçük bir köy,yakınında Kalej adlı ikinci bir Şapsığ köyü bulunur.Kalej’de  Jığeyıbg –Yaşlılar Dağı vardır,efsaneye göre kocamış yaşlılar bu yamaçtan atılır,aç kargalara yem olurlarmış.Kargalar halen büyük  sürüler  halinde Aşe Irmağı kıyısında ve Jığeyıbg’ın dik yamacı boyunca viyaklayarak uçuşuyorlar.Bunu gözlerimle görmüş bulunuyorum.-hcy
Aguy-Şapsığ- Tuapse’nin kuzeyinde 1,7 bin nüfuslu bir Şapsığ köyü.-hcy
(6)-Bunun bir Rus faşist oyunu olduğu bellidir.Faşist hiçbir zaman oyunundan vazgeçmez.Faşist olmayan bir merci küçücük bir yerli ulusu ortadan kaldırmak için böylesine adi oyunlar tezgahlar mı?-hcy
(7)-21 Mayıs protesto ve etkinliklerinde günümüz Rus faşizmi de gündeme getirilmeli ve Şapsığ halkının varoluş mücadelesine destek verilmeli,çirkin Rus politikaları etkili bir biçimde teşhir edilmelidir.-hcy
Not:Tire içindeki yazılar çevirmene aittir ve durumu daha açık hale getirme amaçlıdır.-hcy


*** 





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:

 
  Bugün 2 ziyaretçi (52 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=