adigehaber
  Nef-1:
 
Nef-1:
Sabaha Karşı Buluşuyoruz


 
 Adıge bayrakları dalgalanıyor.Dalgalandıranlar da Türkiyeli soydaşlarımız.Aramızda koca bir Karadeniz  var,ama ağır ağır kendimize gelmekte/toparlanmakta olduğumuz anlaşılıyor,komada olup uyanan ve gözlerini açan birileri gibiyiz,biz de kendimize geliyor,ayaklarımız üzerinde henüz tam dikilemiyor olsak da,bebek gidi adım atmaya başlıyoruz.
 
İstanbul'da indiğimiz havaalanında,ortalık Adıge pşınesinin (akordeon) sesiyle  çınlıyor.Pşıne çalanlar,anayurttan Türkiye’deki kardeşlerini ziyarete   gelen kafileyi karşılamak üzere gelmiş olan soydaşlarımız,hepimiz,Adıgelerde gelenek olduğu üzere,önce dans edip soluklanıyoruz.Topluluğumuz bireyleri ve  bizi karşılayan Neğoy Yaşar,çocukların rüzgar gibi döner halde dans edişlerine,vücutlarının çelik gibi pek oluşuna ve ustaca hareketlerine,kartal gibi bir dalışlarına ve ansızın figür değiştirmelerine ilgiyle bakıyorlar.Bu tür kısa bir beraberlikler ulusumuz açısından   büyük önem taşıyor.Bu beraberlikler,bir araya gelme ve tek bir ulus olma düşüncesine   götürüyor bizi.  
 
Ev sahiplerimiz,İstanbul’dan bizi, kalacağımız Bursa'nın merkez   Nilüfer ilçesine götürdüler.Kafileden on   kişi,Neğoy Yaşar ve eşi Svetlan’ın  konuğu olduk,diğerleri çevredeki  Adıge evlerine taksim edildiler.
 
11’nci sınıf öğrencisi ve küçük yaştan beri “Nef”te oynayan Pşıvıç’ Marine,Adıgelerin yaşadığı İsrail ve Ürdün’de de bulunmuştu.Şimdi de,ikinci kez Türkiye’deydi.Bir önceki gelişinden çok memnun kalmıştı.Bu nedenle Türkiye’ye gidecek ekibe katılmayı çok istiyordu,bu şansı yakaladığı  için de sevinçliydi.
 
-Suriye,Türkiye,Ürdün,İsrail ve Almanya’da bulundum,-diye konuşuyor AC'nin  ünlü ses sanatçılarından Kuş’eko Sim.-Değişik ülkelerde barınan Çerkeslerin,yaşadıkları ülkelere göre gelenek ve göreneklerinin farklılaşmakta olduğunu,ama temel  geleneklerin (адыгэ хэбзэ шъхьаIэхэр) değişmediğini ve her yerde aynı kaldığını,geleneğimizin yaşamakta olduğunu gördüm.Konuk ağırlamada,İsrail ile Türkiye’de yaşayan soydaşlarımız daha öndeler.Ben bir şarkıcıyım,beni coşkuyla ve en içten alkışlayanlar ve  karşılayanlar,sanırım Türkiye’de yaşayan soydaşlarımız olmalı.
 
-İsrail ziyaretimiz sırasında, Rus-Kafkas Savaşı'nda yiğitlik gösteren kahramanlarımız üzerine söylenmiş Adıge şarkıları çok beğenilmişti,-diyerek konuşmamıza katıldı Adıgekale kenti Adıg Xase örgütü Başkanı Abıde İsa.-Ziyaret boyunca,biliminsanımız Bırsır Batırbay, şarkılarımızın öykülerini  anlatmış,biz de şıç’pşıne (Adıge kemençesini)  ve diğer enstrümanlarımızla  şarkılara eşlik etmiştik.Böyleceorada  bir albüm oluşturmuş olduk.  
 
Sonradan,Abıde İsa ile oğlu Artur’un şarkılarının Türkiye’de de beğenildiğini öğrenmiştik,Abıdeler de,oradaki ‘wınekoş’ları (sülale akrabaları) ile bir araya gelmişlerdi.
 
Ertesi gün,topluluk olarak, dik ve yüksek şelalelerin bulunduğu yerlere,dağlara götürüldük.Bizim Cennet yurdumuza benzettikleri kendi dağ vadilerini bize gösterdiler.Ancak Adıge köyü –Yalova- Soğucak,o yerlere benzemiyordu.Orada da   ulu ağaçlar vardı,içtikleri suyu  satın almıyor,musluktan içiyor ve bundan  memnun olduklarını söylüyorlardı,ancak hayli  ılık  bir şebeke suyu idi bu içtikleri.Köylülerin   kendi paralarıyla inşa ettirdikleri güzelim bir cami köyün tam ortasında.Camiye yakın bir yerde,ağaç gölgeleri altında oturan    Adıgeleri gördük.Köy, 800 haneli,ancak köyde hiçbir iş yeri yok,kente gidip çalışıyorlar.Daha önceleri toprağı işliyor,çiftçilik yapıyorlardı.Arazilerini sattılar,şimdi topraksızlar,bu nedenle geçimlerini kentte –Yalova’da- çalışarak temin ediyorlar.
 
Köyde Bjeduğ,Şapsığ ve Abzah aileler varar.En çok da Çemıç’,Ğış,Gut’e,Hatko,Ç’eş,Huaj,Bğuaşe,Çunt’ıj,Çemave,Çunt’e,Abreg,Çuşhanıko aileleri ile karşılaşılıyor.
 
-Sizin soy/sülale adınız (лъэкъуацIэ) Çuşhanıko değil,sanırım değiştirilmiş bir biçim olmalı bu,- diyor yanımdaki kişiye Bırsır Batırbıy.-Sizin sülale adınız Haşhuaneko (Хьэшхъуанэкъу).Haşhuaneko’lar çok eskiden Vıbıh idiler,şimdi Bjeduğ yöresinde bulunuyorlar ve Bjeduğ sayılıyorlar.Sizin bu sülale adı söyleyişiniz, Vıbıh telaffuzundan geliyor olabilir.
 
Köy muhtarı Bğoşe Orhan’ın anlattığına göre,köyün geçmişi 1864 yılına dayanıyor (*),köye ilk yerleşen  aile Bğoşe ailesi imiş. “Bu gibi bir araya gelmelerimiz olmadığında,Adıgece anadilimizi ve geleneklerimizi,maalesef yitireceğiz.Bu köye muhtar seçildiğimden beri Adıgelerin bir araya gelmeleri için çalışıyorum,-diye konuşuyor Bğoşe Orhan.
 
Ş’ecaş’e Recai ile de orada tanıştık.Adapazarı’ndan, “Nef”in köyde olduğunu duyunca Soğucak'a gelmiş.Recai dedelerinin Adıgey’in Pseytuk köyünden geldiklerini,dedesinin Pseytuk’ta kalan kardeşinin torunlarının şimdi Adıgey’in Afıpsıpe köyü ile Yablonovski beldesinde (poselok) yaşadıklarını biliyor,Adıgey’e geldiği ve onları ziyaret ettiği de oluyor. “Benim de bir ailem var,büyük oğlum Maykop’ta, “Nalmes” topluluğuna alınacağı gibisine umut verilmiş ona,-diye anlatıyor Recai.-Küçük oğlum üniversitede öğrenci,bu yıl mezun olmayı bekliyor,her iki oğlum da Adıgece biliyor”.
 
Recai’nin söylediğine göre,tanıdığı 15 aile anayurttaki sülaleden akrabalarıyla ilişki kurmuş durumda.Böylece,ulus kendine geliyor,birbirini ziyaretler başlamış ve hızlanmış bulunuyor.
 
Bu yılki ziyaret,zaten yakınlaşma amaçlı.Ulusun bölümlerini  Kemıguylar, Bjeduğlar, Kabardeyler …oluşturuyorlar. “Kemguy’un geleneği uygulayış biçimi,Kabardey’in içtenliği,Bjeduğ’un dayanışma biçimi,Vıbıh’ın ustalığı,yeteneği,Şapsığ’ın zekası,Abzah’ın sertliği”,-diyerek Bırsır Batırbıy, Adıgelerin özelliklerini/huylarını soydaşlarımıza anlatıyor (КIэмгуем ихэб­зэзе­хьакI, къэбэртаем ишIыкIэ­шIуагъ, бжъэдыгъум изэдеIэжь, убыхым иIэпэIэсагъ, шапсы­гъэм игубзыгъагъ, абдзахэм ипхъэшагъ) (**).
 
-Mızıkamı getirin!-diye seslendi köylülerine Gut’e Ahmed,Adıgey Akordeonistleri/pşınaveleri Ğuaşe Halid ile Tletserıko Bislan’ı izledikten sonra.Gut’e Ahmed “Tleperışu” çalmaya başlıyor,gençler meydana dökülüp yarışırcasına dans etmeye başlıyorlar.
 
Soğucak’a 60 km mesafede Pşıjhable (Karadere) köyü bulunuyor.Oradan gelen sülaleden akrabam Abzah genci Hapaye Rasim ile tanışıyorum.Söylediğine göre,Rasim geçen yıl Adıgey’e gitmiş ve Hapaye Arambıy’ın konuğu olmuş.Hapayeler le Derbelerin aynı,tek bir  sülale oluşu birçoklarına ilginç geliyor,giderek aynı sülale iki ayrı sülale adı taşır hale gelmiş.Yine de  ulusal damgamız (лъэпкъ тамыгъэ) ortak,aynı aileyiz,acılı ve sevinçli günlerimizi paylaşıyoruz.
 
Rasim’in bir kızı var,abisinin  iki kızı ve bir oğlu,küçük kardeşinin de bir kızı ve bir oğlu var.Rasim ve kardeşleri, “Nef”in katıldığı  Yalova festivali boyunca bizimle yakından ilgilendiler.Ardından onların yaşadığı  Pşıjhable  köyüne  gittik.Orada da ulusal sorunlara ilgi duyulduğuna,anayurttan Türkiye’ye gelen konukları ağırlamak için birbirleriyle yarıştıklarına tanık olduk.
 
Soğucak köyünde  93 yaşındaki Jane Mehmet meydanın  ortasına dikildi.İnceve  uzun boylu,elinde sopası ve ak sakalı ile hayli süzülmüş,yine de dinç kalmayı başarmış biriydi. “Köy büyüğümüz bu”,diyerek tanıtmışlardı onu  bize.
 
-Anayurttan buraya ilk gelen dedem Hacemet’tir,ama anayurdun hangi köyünden (yöresinden) geldiğini bilmiyorum,-diye anlatıyor Jane Hacemet.-Ben 23 yıl denizlerde kaldım,deniz askeriydim,Karadeniz kıyısındaki ülkeleri gördüm.Sivastopol’u gezdim,ama anayurduma adım atmak bana kısmet olmadı.Sağlık durumumdan yakınmıyorum,ama bazen unutkanlığım tutuyor.Köyde yaşıtım erkek kalmadı,ama yaşı yüzü  aşmış kadınlarımız var.
 
Jane Mehmet,bu son yıllarda,ulusal geleneğe dönüş yapılarak,Ğuç’emos,Hamos ve Hamırz gibi eski Adıge  adlarının çocuklara verilmeye başlanmış olmasına çok sevindiğini söyledi,daha önceleri,çocuklara  -Adıgeadı  olmayan- Müslüman adları veriliyordu.Az da olsa Adıgece okuyabildiğini,ancak Hadeğal’e Asker’in bir kitabı dışında Adıgece yazılmış hiçbir bir kitabının olmadığını söyledi.
Köylülerle bir süre söyleştikten sonra,çalgıcılarımız çalmaya,çocuklarımız da oynamaya başladılar,böylece ulusal oyunlarımızı  soydaşlarımıza sunma olanağını elde etmiş olduk.
Derbe Timur
Adıge maq Gazetesi muhabiri
 Resim:Topluluğun dans öğretmeni Yınıhu İnver ve yanındakiler
Adıge maq,8 Ağustos 2011
Çeviri:Hapi Cevdet Yıldız
(*)- Burada bir yanılgı olmalı. Çünkü 1864 yılı sürgünleri sırasında,Çerkes muhacirleri taşıyan gemilere,muhacirlerde salgın hastalıklar (veba,kolera,vb) bulunduğu gerekçesiyle , İstanbul Boğazı’na giriş izni verilmiyordu.Bu nedenle muhacirler Karadeniz limanlarına indiriliyor ve kamplara yerleştiriliyorlardı.Köy yerleşmeleri de,o limanlara yakın yerlerde,Balkanlarda Tuna boylarında oluşmuştur. Anadolu,Suriye ve Filistin'deki  yerleşmeler ise,1864’ten en az 14 yıl sonra,1878’deki Balkanlara,Tuna boylarına yerleştirilen Çerkes muhacirlerin yeniden tehciri (göç ettirilmeleri) ve aynı sıralarda Kafkasya’dan yapılan ikinci posta bir Çerkes tehciri sonucu oluşmuşlardır.Bütün bu noktalara dikkat etmek gerekir.-hcy
(**)-Benzeri bir espri Düzce’de şöyle anlatılır: “Уубэщтмэ убыхыбзэ,ухъонэщтмэ шапсыгъабзэ,улъэ1ощтмэ абдзэхабзэ,уубзэщтмэ бэснэибзэ” (Dedikodu ve kötüleme için Vıbıhca,sövmek/küfretmek için Şapsığca,isteyecek,dilenecek olursan Abzahça,öveceksen,tatlı dil dökeceksen  Besleneyce).-hcy
 
 
 
  Bugün 2 ziyaretçi (34 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=